“Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir…”Kavafis

Beyoğlu’nda yeni keşfettiğim kitap kafede mastikalı kahveyle ikram edilen, kavala kurabiyesinin pudralı keyfini sürerken, Yunan şair Kavafis’in şiirlerine göz atıyorum. Doğrudan Yunanca aslından Türkçeye, ilk kez İstos yayınevi tarafından çevrilen şairin tüm şiirlerinin yer aldığı eser, İstos kitap kafenin raflarında yerini almış.

İstos Kitap Kafe

Bağımsız bir yayınevi olarak 2011 yılında kurulan İstos yayınları, geçtiğimiz yaz İstos kitap kafeyi de bünyesine ekleyerek,  Beyoğlu’nda kültür taşıyıcılığına devam ediyor. Farklı disiplinlerden gelip doğma büyüme İstanbullu Rumların yada Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen veya Türkiye’li olan bireylerin oluşturduğu kolektif bir yapı İstos.

Bu kolektif yapıyı destekleyen bireylerle her geçen gün büyüyerek, Beyoğlu’nda yeni bir kültür figürü halini almaya başlamış bile. Türk-Yunan topluluklarının bir arada dostluğu, sevgiyi, bilgiyi, müziği ve hatta suyu paylaştığı keyifli bir mekan olmuş. Su ikramları çok keyifli…İstos kafe’de devam eden güzel bir gelenek var. Siz masanıza oturduğunuz anda size su ikram ediliyor. Bu gelenek Yunanistan’da da halen devam ediyormuş. Nedense “Su gibi aziz ol” cümlesi fikrime düşüyor.

İstanbul’un kültürel hafızasına katkıda bulunmak…

Meltem Oral

Kafenin kitap bölümüyle ilgilenen ekipte yer alan, sanat tarihi mezunu Meltem Oral, kültürel bir figür oluşturmaya başlayan İstos kafeyi anlatıyor.

“Yayınevi ekibi başından beri İstanbul’un kültür hayatına değecek farklı fikirleri gerçekleştirmeyi hayal ediyordu zaten. Kafe de bu hayalin bir parçası olarak yayınevinin 5. senesinin sonunda hayat buldu. Birçok tarihsel ve politik gelişmenin sonucunda, Yunancanın kesintiye uğramış bir serüveni var Türkiye açısından. İstos bu noktada hem yayınevi hem de kafe sayesinde İstanbul’da yaşayan Rumların kültürel hayatının yanı sıra dilin bu topraklardaki serüveni için de farklı bir soluk oldu.”

Yayınevinin en ayırt edici özelliği, Yunancadan Türkçeye aracı bir dil olmaksızın çevrilen eserleri basmayı hedeflemesi. “Mesela 2013 yılında Kavafis’in bütün şiirlerini ilk kez, Ari Çokona’nın doğrudan Yunancadan Türkçeye çevirisiyle İstos yayınladı. Bu yıl da çift dilli edisyonuyla yeni baskısı çıktı. Ayrıca kültürel ve toplumsal hafızanın parçası olan birçok tanıklığı ve hikayeyi okuyucuyla buluşturdu. Rum toplumunu ve yaşayışını geçmişten bir anı olarak değil, varlığını sürdüren, şehrin parçası olan bir toplum olarak ele almayı, belli kalıplara sıkıştıran görüşleri aşmayı gözetmek önemli bir yaklaşım bizim için…”

Kurucuları arasında Foti Benlisoy, Anna Maria Aslanoğlu, Seçkin Erdi gibi isimlerin de bulunduğu, 7 arkadaş tarafından ortak duygularla kurulan “İstos”, kelime manasıyla, Türkçede “ağ” anlamına geliyor. İstos kafede, Türkçe ve Yunancada çok kullanılan ortak kelimelerin yazılı olduğu eserleri de bulabiliyorsunuz. Bu iki dilin ortak birlikteliğini, yaşayan taraflarının benzerliğini ve gelişimini yaşanmışlıklara dayanarak dinleyip öğreniyoruz.

İstos Kafe

Ortak kültür, ortak hafıza

“Dil yaşayan ve dönüşen bir şey. İstanbul’dan, Anadolu’dan Yunanistan’a gitmek zorunda kalan Rumların da, yaşadıkları tecrübelere dilin canlılık mahiyeti yansımış. Tüm dünyada, çok dilliliğin olduğu farklı coğrafyalarda da, karşılaşabileceğimiz bir özellik bu durum aslında. Modern Yunanca ve Türkçe arasında da böyle karşılıklı bir etkileşim olmuş. Ortak bir kültür ve yaşayıştan bahsediyoruz, birbirini etkilememesi mümkün değil zaten. Ben de, Yunanca öğrenme deneyimimde dilin bu yönünü çoğu zaman şaşırarak fark ediyorum.”

Antik Yunandan günümüze kök arayışı

Meltem Oral, bugünün modern genci olarak Antik Yunandan başlayan ve süregelen bu kültürü günümüze ulaşan haliyle yorumlarken, tarihimizi bugünden geriye dönük yorumlama çabasının, bir kök arayışı olduğunu da ekliyor.

“Antik dönemden bu yana kesintisiz ilerleyen bir toplum ve kültür yok elbette. Ancak bugün özellikle Antik Yunan dendiğinde hakim olan söylem, akla gelen demokrasi gibi kavramlar üzerinden sanki bir kesintisizlik varmış gibi. Bunun bir yönü, tarihi bugünden geriye dönük yeniden yazma ve kurgulama çabası, bir kök arayışı. Antik Yunan demokrasisi, bugünkü özgürlük anlayışımızla muhtemelen çok tercih etmeyeceğimiz bir şeydir. Kendi içinde hiyerarşileri olan, toplumsal tabakalaşmanın katı olduğu bir kültür. O günün koşullarına göre de şekillenen bir durum. Bugün arzuladığımız demokrasi tarifi sanırım, Antik Yunandaki haliyle kullanılmazdı. Bu kavramlar her dönemin tarihsel koşullarına ve o koşullardaki hayatı yaşama şeklimize, toplumdaki sınıfsal konumumuza göre değişen şeyler.

 Anlatılan Şehrin Hikayesidir…

İstos yayınevinin sitesine girdiğinizde sizi “Anlatılan Şehrin Hikayesidir…”cümlesi karşılar. İstanbul’un çok kültürlü yapısının, tüm kültür katmanlarındaki önemine dair, şehrin üzerimizde bıraktığı hissiyatı, beslediği köklü anılarla,  şehrin eski hikayelerinin yerine gelen yeni hikayeleri düşünmeden geçemiyorsunuz. Tam o esnada, kafenin gerçek sahibi olduğunu öğrendiğimiz kedicik duman, kucağıma yerleşti. Sabahın erken saatinden gecenin geç saatine kadar orada takıldığını ve konukların kucaklarında miskin gülümsemelere yol açtığını öğreniyoruz.

  • Anlatılan şehir İstanbul mu? sorusuyla dumanı uyuturken, Meltem hanım bir güzel anlatıyor.

“Sözün orijinali ‘anlatılan senin hikayendir’ aslında. Marx’ın Kapital eserinin önsözünde de yazar bu sözler. Kapital’de dönemin işçi sınıfının sömürü düzenindeki koşulları çarpıcı şekilde anlatılır. Bu senin hikayen diyebileceğimiz bir şey. Buradan esinlenen bir söz bizimkisi. Şehrin hikayesi tabii ki, bizim için İstanbul’u imliyor. Şehir her tarihsel dönemde yüz değiştiren bir şekle sahip. İstanbul Rum toplumu açısından İstanbul’un tabii ki çok önemi var. Halen modern Yunancada şehir ‘poli’ dendiğinde, İstanbul akla gelir. Dolayısıyla bu kentte yaşayan sıradan insanların da, hikayesini anlatmak anlamına geliyor bu cümle. Kitapevinin raflarında yer alan kitaplardan Fahişe Çika’nın hikayesi, İstos yayınevinin ilk kitabı. İstanbullu bir karakter olan Leonis ise, İstanbul’u bir çocuğun gözünden anlatan diğer bir eser.“O İstanbul bugün içinde yaşadığımız İstanbul’dan farklı bir İstanbul elbette. O dönemin bir gezi parkı tasviri vardır kitapta, vaktiyle orkestraların çaldığı, Levantenlerin, Rumların birbirine seslendiği bir ortamı anlatır. Baba konuşabilir miyim, kitabı da yine sıradan insanların tanıklığının yanı sıra, arka planında şehrin hikayesini anlatan kitaplarımızdan bir tanesidir.”

Beyoğlu’nda Rembetiko zamanı

Yunanca atölyelerinin verildiği Beyoğlu’ndaki İstos kafede, Pazartesi akşamları Rembetiko atölyesi yapılıyor. Akşam saat 8’e yaklaşınca kafe atölyeye dönüşmeye, Rembetiko sevdalıları büyük masanın etrafında toplanmaya başladı.  Yüzlerde gülümsemeyle yapılan çikolata ikramları ve yeniyıl hediyeleri sırayı içtenlikle haykıran Rembetiko müziğine bırakıyor. İstos kitap kafe ve sakinleri, yavaş yavaş tarihin siyah – beyaz sayfalarında müzikli bir gezintiye çıkıyor. Kanun çalmaya hazırlanan Rembetiko hocası masanın başına geçiyor ve artık Rembetiko zamanı!

Rembetiko Vakti

Bazı kaynaklarda Rebetiko diye de söylenen bu müzik türü, İzmir bölgesinde yaşayan Rumların yaşattığı, sokağın içinden gelen bir kültür. İzmir yangını sonrası Pire limanına göçmek zorunda kalan Rumların söylediği bir müzik aynı zamanda Rembetiko.

Öğrenciler masanın etrafında, ellerinde metinleriyle müziğe eşlik ederken, gülümseyen yüzler, ağıtla müzikal arasında kalan bu kültürün müziğini, toplumun alt katmanlarının sert sesini dillendirmeye başladı. Acıyla umursamazlığın ritmi birleşerek, Rembetiko aracılığıyla duyurmak istiyor gibi sesini. Belki de yeryüzüne haykırmak… Ama önce İstanbul’un unutulmaya yüz tutmuş eski  hikayelerini yeniden yazmaya kararlı.

 

Fotoğraf: Hasan Başaran

 

 

 

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikEkşi Mayalı, Ekmek Yapım Atölyesi
Sonraki İçerikRönesans İnsanının Geri Dönüşü
Uludağ Üniversitesi Turizm İşletme & Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif Medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi, Sosyal Medya, Kişisel Gelişim ve Tasarım Kültürü üzerine eğitimler aldı. 2009’da kendi tasarım markasını kurdu. Öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde, Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. İletişim, Tasarım, Moda ve Sanat alanındaki partnerleriyle çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alan söyleşileri yapıyor. Tiyatro ve sahne sanatları eğitimine devam ediyor. www.yazname.com ‘un kurucusu ve kreatif editörü.