Gecenin bir yarısı sokağın sessizliğinde yürüyoruz Galata’ya doğru. Sarı akşam ışığının altına yansıyan kule duvarlarının ihtişamlı gövdesini izlemek için belki…Tarihin tüm gizemli hatıraları sinmiş gibi bu şehrin sokaklarına. Gece lambalarının altındaki ayak izlerimiz bizden daha heyecanlı adım atıyor gibi. Yürürken karşımıza çıkan binaların silüetleri katman katman olmuş kültürleri resmediyor, görebilen tarafımıza…

Doğu ve Batı’nın en gizemli kavuşma noktası Galata, yaşanmışlıklarla dolu bir tarihi besliyor. Sanki adım attığımız her yerde güzel bir hikaye kucaklayıp saracakmış gibi hayatımızı.

Burası Arz’ın Merkezi!

Dünyanın en iç, içten kaynayan, seven, sevilen, sevilenlere kucak açan noktası. Galata, İstanbul.

“Eskiden pazar alışverişlerine file ile çıkardık” diyen bir teyze var kulağımda. Anlatıp duruyor kendi İstanbul hikayesini ben istemeden. “Önceden on kuruşla bir file dolardı, mutluyduk” derken, bu kadar kalabalık da değildi bu şehir demeye çalışıyor. İyi şeyler duymak istiyor insan bu şehir hakkında. İstanbul’un yaşayan mekanlarını düşünüyorum, teyze anlatırken.

Uyumayan, Unutmayan, Yaşayan, Gerçek Sultanlar Şehri İstanbul…

“Yeryüzünde İstanbul kadar ihtişamlı bir şehir bulmak mümkün değildi…” dedirtmiş İlber Hoca’ya. Bir zamanlar Avrupa kıtasında İstanbul, yani Konstantinopolis ile yarışacak bir şehir yokmuş. Develerle, kervan yoluyla dünyanın birçok yerinden şehre kitaplar taşınırmış.

Kentin başka bir köşesinde şehrin gece coşkusu köprünün üstünde yanıp sönen ışıklarla bize göz kırparken, köklü tarihi ve mimarisiyle de geçmişe gönderiyor gün ışığında. Her anın tadını ayrı çıkarmamızı istercesine…

Şehirlerle, mekanlarla hatta sokaklarla bile insanların bir bağı olduğunu düşünürüm hep. Her insan her yerde yaşayabilir ama bazı yerlerde daha mutlu, enerjik ve hayat doludur. Bazen şehirler çağırır insanları. Kucak açar ve bekler sessizce… İstanbul da öyle, İki kıtayı denizle birleştiren ‘kutlu bir şehir.’

Vakti zamanında ‘Korunmuş Makam’ anlamına gelen Konstantiniyye derlermiş, tüm milletleri kendisine hayran bırakan bu ihtişamlı şehre. Peki biz koruyabiliyor muyuz acaba bu güzel şehri? Bunun cevabı kendi içimizde cılız bir ‘hayır’ sesi ise, o zaman dilerim ki gerçekten ‘korunmuş bir makam’dır.

Eski hikayeler kulağıma fısıldıyor yine; İstanbul’u Evliya Çelebi’nin gözünden görmek kim bilir ne güzeldir. Ne de olsa ünlü Seyahatname’sinde en çok anlattığı şehirlerden birisi İstanbul. Bu hiç uyumayan şehrin her köşesinde ilginç, farklı ve etkileyici bir hikaye gelip bulabilir sizi. Hepsinin bıraktığı duyguysa bambaşka.

İstanbul’un en eski fırınlarından, 7-8 Hasanpaşa’nın portakallı kurabiyelerini mi, yoksa Taksime bir zamanlar sadece şık kıyafet ve şapkalarıyla çıkan Madama’ ların asaletini mi, sırtında sepetiyle boğazı bir ucundan diğerine yürüyen  su satıcılarını mı, turistlerin hayretle izlediği gösterişli salep arabacılarını mı, dünyanın en eski üniversite ve çarşılarından birine sahip olmanın gururunu mu, hangisini hayal etsem ki? Adı üstünde eski hikayeler. Bugün bu duygulara sahip olmak gitgide zorlaşıyor. Ruhu kayıp gibi şehrin. Biraz gezintiye çıkmış dönecek ama canı geri dönmek istemiyor gibi. Arada bir yerde sıkışıp kalmış, eski canlı renkleri griye bulanmış, ışığını arıyor uzaklardaki köhne tünelin ucunda.

Kolay mı bu şehri anlamak, anlatmak, yazmak, yaşamak, değerini bilmek?

Bazen kendimce hikayeler uyduruyorum İstanbul’a yakışan. Kimileri yaşanmış, kimileri ise yaşanmayı bekliyor. Hangisi gerçek hangisi düş şimdilik bilmiyorum.

 

PAYLAŞ
Önceki İçerik“Yazıyı da resim kadar severim, yazı da resimdir.”
Sonraki İçerikİnsanlık Ailesi
Uludağ Üniversitesi Turizm-Otelcilik - Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka ve proje yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi ve Satış, Sosyal Medya, Tasarım Kültürü, Girişimcilik ve NLP eğitimleri aldı. 2009’da kendi tasarımlarından oluşan markası Lui & Luisa yı kurdu. Aynı yıl öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde Türkiye’nin önde gelen gazeteci ve akademisyenlerinden Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. Markalaşma, Tasarım, Moda ve Sanat alanlarında çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alanlarda markalaşma söyleşileri yapıyor ve bağımsız yazarlık çalışmalarına devam ediyor.