1939 senesinde ‘Rüzgar Gibi Geçti’ filmiyle ilk kez setlerde uygulanmaya başlayan ‘Yapım/ Prodüksiyon Tasarımı: Production Design’, 80 yıldır dünya sinemasında yaratıcı sektörün önemli ve vazgeçilmez bir parçası. Mesleği tanımlarken ‘filmin mimarı’ ifadesini kullanan tasarımcı ve eğitmen Sıla Karakaya ile Yapım/ Prodüksiyon Tasarımının detaylarını ve uygulama alanlarını konuştuk.

Eğitimine Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümünde başlayıp, New York  Parsons The New School for Design’ da, Işık Tasarımı Yüksek Lisansı ile devam eden Sıla Karakaya, ikinci yüksek lisansını New York Üniversitesi, Tisch School of the Arts’ da, Film ve Tiyatro Mimarisi: Production Design, Sanat Yönetmenliği ve Kostüm tasarımı üzerine gerçekleştirmiş.

ABD’li yönetmen Spike Lee‘nin Redhook Summerve Mike Tyson’ un hayatını konu alan Da Brick adlı filmlerinin sanat yönetmenliğinin ardından; Türkiye’de, Can Evrenol’ un Baskın, Sonia Nassery Cole’unI am You, Ridley Scott ile THY reklam filminde, Joseph Ruben’in The Ottoman Lieutenant filmlerinde de çalışan tasarımcı, halen Bilgi Üniversitesinde Production Design: dekor ve kostüm tasarımı dersleri veriyor. Design + b612 markası ile sinema, tiyatro ve reklam sektörlerinde çalışmalarını sürdürüyor.

Bu çok bilinmeyen alanda okumak ve üretmek nereden aklına geldi?

Aslında bir zamanlar oyunculuk okumayı düşünüyordum ya da ODTÜ’de Psikoloji. Tesadüfen Bilkent Üniversitesi’ne gittiğim bir gün İçmimarlık öğrencilerinin yaptığı maketleri ve çizimleri görünce bölüme aşık oldum. Bilkent’e girdiğimde dekor yapacağımı biliyordum. Okuldaki projelerimde de içinde bir hikaye olan, sinematografik yönü ağır basan, deneyim yaşatmaya yönelik projeler yaptım hep. Kullanıcı benim için bu deneyimi yaşamaya gelen seyirciydi hep. Bilkent İçmimarlık eğitimi sonrası New York’a taşındım. Parsons the New School for Design’da ışık tasarımı üzerine yüksek lisansımı yaptım, sinema ve tiyatroya girişim o zaman oldu. Sonra New York Üniversitesi Tisch Graduate School’da Production Design; sahne ve kostüm tasarımı alanında dünyanın en iyi okullarından birinde okuma şansım oldu. Çok iyi bir eğitim kadrosu vardı orada. Çok az öğrenci alan, komando eğitimi veren bir okuldu. Kitaplarda okuduğumuz, Oscar ya da Tony ödülü almış yönetmenler, tasarımcılar hocamızdı. Tabii biraz sürreal bir ortamdı. Suzan Hilferty bölüm başkanımızdı ki, Broadway’in kraliçesidir. Spike Lee hocamdı. Okul bittikten sonra ilk defa Spike Lee’nin sanat yönetmenliğini yaptım, bu da hayatta başıma gelmiş en sürreal şeylerden birisi. Yapımın bütün aşamalarında çalıştım; bulaşık da yıkadım, kahve de getirdim, depo da düzelttim. Ne istediğimi çok erken yaşta kavramışım. O istek değişmedi hiç.

Yüksek lisansını ışık tasarımı üzerine yapmışsın. Işığın bu alanda önemi oldukça fazla sanırım…

İyi bir Production Designer olmak için her şeyden anlamak gerekiyor. Işık görsel kompozisyonun çok önemli bir parçası. ‘Icing on the cakederler. Pastanın üzerindeki süslü krema gibi. İyi bir ışık olmadan iyi bir dekor olmaz. Dekorun yarısı da ışıktır. İki sene tiyatro ve sinema ışığı okuyup onun teorisini anladıktan sonra prodüksiyon tasarımına geçtim. Mimarlıktan sinemaya geçişte önemli bir adımdı aslında benim için.

Nasıl tanımlıyorsun bu işi?

Kamera kayıttayken oyuncuları çıplak bir şekilde sahneden çıkardığında geriye kalan tüm madde dünyasını yaratan kişi Production Designer’ dır. Tüm görsel dünyayı maddeleştirendir ya da. Inception’daki mimar gibi.

Dünyada ve Türkiye’deki uygulama alanı ve süreç nasıl?

Türkiye’de hala çok bilinmeyen bir meslek. O yüzden çok kıyaslama yapmak mümkün değil. Bu işi iyi yapan ülkelerde, Production Designer yönetmenle birlikte ilk günden filmin görsel dilini oluşturmaya başlıyor. Yapım ve bütçeleme aşamalarında da yapımcıyla dirsek teması çalışan bir pozisyon aslında. Uygulama aşamasına geçildiği zaman sanat yönetmeni, kostüm tasarımcısı ve ekibin tamamı dahil ediliyor. Türkiye’ye döndüğümde Prodüksiyon Tasarımı diye bir meslek tanımı olmadığını görünce, akademide hedef kitlemi yaratmak adına altı yıl önce Bilgi Üniversitesi’nde ders açtım. Kendi mesleğimi anlatmak için birilerini yetiştirmem gerektiğini düşündüm.

İlk mezunlar piyasada aktif olarak bu işi yapıyor mu?

Prodüksiyon Tasarımı yapan yok henüz, çok uzun bir süreç o tabii ama sanat yönetmeni olmaya yakın öğrencilerim var. Kendi asistanımı kendim yetiştiriyorum. Yapımın değişik alanlarında sektöre aşağı yukarı yirmi kişi kazandırmışımdır.

Yapım Tasarımcısı olarak mı adlandırılıyor bu unvan sektörde?

Evet, “Yapım Tasarım” diye çevriliyor Türkçe’ ye, daha cool bir tercümesi yok belki değişir ileride.

Sinema sektönde Wes Anderson’ ın renkleri diye bir durum vardır. O yerleşik sinema dilinde Production Designer’in rolü ne? 

Wes Anderson’ın imzası olan bir görsel dil var. Production Designer o felsefeyle ve dille tasarlamaya başlıyor. Bu durum sinematik dili çok net olan yönetmenlerin hepsi için geçerli. Biz; yönetmenin düşüncesini ve hayalini hayata geçirmek üzere oradayız. Hayal yönetmenin hayali; ama o dünyayı materyalize etmek tasarımcının işi. Hepsi birbirinin bir parçası, biz görünmeyen elleriz. Görünmemek de çok keyifli bir taraftan. Bu bir takım işi. Bizim görevimiz yönetmenin beyninden geçeni gerçek dünyada var etmek. Aslında yönetmenden de öte, senaryoyu yansıtmak. Bizim kutsal kitabımız senaryodur ve hepimiz ona hizmet ederiz. Senaryoda gizlenen imgeleri hayata geçiririz. İyi bir senaryoyla başlar her şey. Yönetmen de, biz de hikayeye hizmet ediyoruz. Görsel dili herkese o kadar iyi geçirmeliyiz ki, yapımın tüm departmanları bundan faydalanabilmeli. Tasarımcıyı filmin mimarı gibi düşünebiliriz. Sanat yönetmeni de mimariyi uygulamaya geçiren kişi.

Dijital dünyadaki hızlı değişimlerin film endüstrisine ve bu alana yansıması nasıl peki?

Kurduğumuz bir dünyada gerçeklik yaratıyoruz. Bizim alanı pek etkilemiyor. Dijital dünyada da yine filmin dilini, dokusunu, duygu geçişlerini tasarımcı şekillendiriyor. Dijital bir etkileşime giren bir dekor ya da kostüm parçasının projedeki dijital ihtiyaçlara karşılık bulması çok önemli teknik olarak. Örneğin, post prodüksiyonda bir görüntü yerleştirecekler, sen o sırada Visual Effects Supervisor ile birebir bağlantıdasın. Bir kostüm dönüşüme uğrayıp dar tasarlanması gerekebilir ya da dekoru o işe uygun tasarlaman istenebilir. Örneğin, Game of Thrones’ da dekorun bir kısmı kurulmuş, geri kalanı dijital olarak yerleştirilmiş. Oyuncunun fiziksel olarak var olduğu alan zaten gerçek olmak durumundadır. O değişemez. Prodüksiyon Designer dijital olsun olmasın filmde bulunması gereken bir kişi.

Dünyada bu işi en iyi yapanlar kimler?

Dante Ferretti, Kristi Zea, Luca Tranchino, Marc Homes mesela bunlar bu işin rock starları. Onlarla da bağlantıda oldum yurt dışındayken. Kristi Zea New York Üniversitesi’ nde hocalarımdan biriydi ve Dante Feretti’ nin yıllarca sanat yönetmeni olan Luca Tranchino ile Kapadokya’da bir Türk-Amerikan ortak yapımında çalıştım. İnanılmazlar.

Bu alanın bizim sinema endüstrisinde yeterince uygulanamayışının gerekçesi ne ve de tamamlanması gereken parça hangisi?

Burada sıra buna yeni geldi diyelim, başka birçok şey gibi. İnsan eksikliğinden daha çok vizyon eksikliğimiz var.  Amerika’da film yapımının masa başı süreçleri çok uzundur. Burada her zaman olmasa da çoğu zaman işler son dakikada günü kurtarmak üzerine kurulu. Prodüksiyon Tasarımı, yönetmenin ve yapımcının işini kolaylaştıran bir alan. Varlığından haberin olmadığı bir ünvanı geliştiremezsin. Seksen yıl önce ‘Rüzgar Gibi Geçti’ filmiyle ilk defa kullanılmış bir meslek adı. Biraz geriden takip ediyoruz. Bizde çok yeni.

Bilgi Üniversitesi’nde bu alanda verdiğin dersler, alanın tanıtımı için çok önemli bir görev üstlenmiş gözüküyor.

Production Design adı altında bildiğim kadarıyla başka bir yerde verilen ders yok. Moda Tasarım Bölümü’ nde de Kostüm Tasarımı dersi veriyorum. Disiplinlerarası çalışma da pek ülkemizde yok. Yan yana bölümlerde okuyan öğrencilerin birlikte çalışacağı bir fırsat pek olmuyor. Altı yıl önce Bilgi Üniversitesi’nde tasarladığım bir modelle her sene sonunda bir çok bölümden gelen öğrenciler bir oyun çıkartıyor. Her yıl en az yüz kişiyi projeye dahil ediyorum. Mimarlık öğrencileri dekorları, Endüstriyel Tasarımcılar aksesuarları, Modacılar kostümleri tasarlıyor, oyunculuk okuyanlar da sahneye çıkıyor. Un var, şeker var; helva yapıyorum yani.

Amerika’daki eğitim ve çalışma sürecinde neler yaşadın?

Başıma sürekli sürreal şeyler geldi benim hayatım boyunca. Woody Allen, Vicky Christina Barcelona’nın ön hazırlığını yaptığı dönemde bir gün NYU’ da bölüme uğramış ve ayaküstü bir tane mizansen verdi bize. 1 saat sonra döneceğim, bana o sahnenin eskizini yapın dedi, gitti. Biz tabi hepimiz panik içinde çizimler yaptık, gelip baktı. Spike Lee’de bir gün Çin Mahallesi’nde kumaş bakarken beni kişisel telefonundan arayıp ofisine çağırmıştı. Telefonda işletildiğimi düşünmüştüm. 88. asistanı olarak işe gireceğimi düşünürken sanat yönetmeni olarak benimle çalışmak istediğini söylediğinde şaşkınlığımın boyutu büyüktü.

Bir söyleşinde Mars’ta bile hayatta kalırım demişsin, oldukça çetin şartlarda çalışılan bir meslek olduğunu söyleyebiliriz bu durumda.

Virüs gibi olmak lazım çünkü muhatap olduğun gerçeklik sürekli değişiyor. Film çekilene kadar gerçeklik her an değişebilir, o yüzden çelik gibi sinirlere, manevra kabiliyetine ihtiyacın var. Çektik bitti diyene kadar hiçbir şey gerçek değildir. En kötü durumda bile hayatta kalman gerekiyor. Fiziksel olarak da ağır bir iş. Sabahın köründe kalkıp setlere gitmek, o kadar saat çalışmak, hiç olmadık problemlere cevap bulmak gerekiyor. Gerçekten Mars’a gitsem hayatta kalabileceğimi düşünüyorum. Henüz olmayan bir dünyaya önce senin inanman sonra da diğerlerini inandırman gerekiyor.

Film dediğin şey hayatın sıkıştırılmışıdır

Sinemada hayaleti canlandıran Whoopi Goldberg’ in ilişkiler üzerinden sinemadaki gerçekliği tartıştığı bir kitabı var. “Sevdiğiniz aşk filmlerini izlemeyi bırakın orada size sunulan gerçek dünyada yok ve bu hayal kırıklığı yaratır” diyor. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Bir filmde arka arkaya bir sürü ilginç hikayeyi birleştirdiğin için o film oluyor. İnsanlar hayatlarında gerçekten filmlerdeki gibi birçok sahne yaşıyor olabilirler; ama filmlerdeki gibi o sahneleri yaşayış sıklığımız çok değil. Bence Whoopi Goldberg’in orada söylemek istediği şey; gerçek dünya böyle yaşanmıyor, olağandışı hikayeler bizim hayatımızda peş peşe gelmiyor o yüzden filmler heyecanlı. Film dediğin şey hayatın sıkıştırılmışı bence.

Anlık güzellikler sunmak aslında yaptığınız…

Biz baya kandırıyoruz insanları. Bütün görsel ve performansa dayalı sanatlarda kullanılan “suspension of disbelief” diye bir ifade vardır. Gerçekliğin gerçek olmadığını baştan kabul edersin.  Avatar’ da mesela öyle bir gerçeklik olmadığını biliyorsun ama filmin görsel dağarcığı ve kurduğu çatı sana Pandora diye bir evren sunuyor. Bu karakterler de burada böyle yaşıyor, orada bir hayat ağacı var, diyor. En başta sana bir gerçeklik veriyor. Sen o gerçekliğe başta güvenip onay veriyorsun, filmin geri kalanını bu kabulle izliyorsun.

Meslekte başına gelen ilginç olaylar var mı?

Hayatta sürreal olaylar başıma çok geldi. Meslekte de sürekli beni zorlayacak ortamlarda bulunuyorum. Peru’da beni iki arkadaşımla birlikte şamanlar kaçırdı mesela Ben bunu anneme 2 sene önce anlatabildim.

Gerçek hayatta da sürekli film çekiyorsun yani?

Ben bu yaşa kadar nasıl hayatta kaldım dediğim çoktur.

Yaptığın işi tanımlayan özel bir cümlen var mı?

En net şöyle ifade edebilirim. “Ben bir dünya yaratıyorum karakterler içinde var oluyor…” Başka da bir tanımı yok benim için.

Bu mesleğin geleceğini nasıl yorumluyorsun?

İnsanlar kendilerinden sıyrılıp başka bir fantezi izlemeye çok meraklılar. Bu meslek görsel ve performansa dayalı sanatlar var olduğu sürece kuvvetlenerek gelişmeye devam edecektir. Netflix gibi herkesin evine sansürsüz giren platformlar oldukça; ki bu artık uluslararası bir durum, dünyadaki en iyi işler artık sadece Amerika’dan çıkmıyor. La Casa De Papel gibi mesela. Artık görünür olabilme halinde fırsat eşitliği daha fazla var. Türkiye’de de neden yapılmasın? Youtuber, Vloger denilen meslekler var artık. Fikir kazanıyor günümüzde. Ve birçok fikir artık cebimizde. Bu alanın da gittikçe daha fazla uygulanan bir alan olacağını düşünüyorum. Meşakkatli bir iştir bu. Çoğu insan ikinci, üçüncü işinde vazgeçiyor bu işten.

Seni çok etkileyen, çalışsaydım diye düşündüğün film projeleri hangileri?

Little Miss Sunshine, Juno gibi filmlere bayılırım. İçinde özenli dekor kostüm tasarımı olan filmleri zaten çok seviyorum ama bir Production Designer olarak benim fantezim Avatar değil, yani çekilebilirse ülkemizde o da olur tabi. Benim fantezim Little Miss Sunshine gibi realite içinde sürreallik yakalamak. Basitliğin içinde dekorla ve kostümle verilen ve karakteri destekleyen işleri çok seviyorum. Dönem işlerini de inanılmaz seviyorum. En çok çalışmak istediğim şey belgesel olurdu orada da bana ihtiyaç yok. Kurmaca belgesel tasarlamak çok isterim .

Amerika, gelecekte yaşanacak olan olayların filmini önceden çekiyor diye bir klişe vardır. İnanır mısın bu düşünceye?

Komplo teorisi her zaman dikkat çeker ve bu üreticiler her zaman vardır. Öteki yandan Simpson’daki gösterilen şeylerin çoğu çıktı. Aslında filmcilerin yaptığı şeyler de bir süre sonra realite oluyor. Bir şey yaşarken artık ‘aa! Inception oldum’ diyorsun.  Tesadüf de, kurmaca da olma ihtimali var, bilemiyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikİlham Gencer: “Caz, Anarşist Bir Müziktir.”
Sonraki İçerikTeoman Kumbaracıbaşı: “Hakikatin içinde güzel olanı arıyorum.”
Uludağ Üniversitesi Turizm İşletme & Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif Medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi, Sosyal Medya, Kişisel Gelişim ve Tasarım Kültürü üzerine eğitimler aldı. 2009’da kendi tasarım markasını kurdu. Öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde, Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. İletişim, Tasarım, Moda ve Sanat alanındaki partnerleriyle çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alan söyleşileri yapıyor. Tiyatro ve sahne sanatları eğitimine devam ediyor. www.yazname.com ‘un kurucusu ve kreatif editörü.

CEVAP VER