“Odun keserim.
Su taşırım.
Bu benim sihrimdir.”
 Zen Budistleri

Eski bilgeler, hastaneler için “doğa kurallarına uymayanların kapatıldıkları yer” diye bahsedermiş. Doğa, tüm güzelliğiyle büyük bir şifacı, ancak görmeyi ve dinlemeyi bilene…

Kendisine kayıtsızca teslim olanı sevgisiyle iyileştiren, dinleyen, gören, hisseden bir varlık. En büyük annemiz belki de…

Bu yüzden Doğa Ana!

Şifacılık çok eski bir konu. Kendi farkındalığını keşfeden, kendi kendini iyileştiren ve sonra da insanlığa faydalı olan pek çok şifacı geçti yeryüzünden, geçmeye de devam edecek. Şifalandırmaksa; beden, ruh, zihin üçgeninde kökleri geçmişin derinliklerindeki bilgiyle buluşması gereken kadim bir mesele.

Tüm bu keyifli bilgilerin ışığında, doğayı biraz daha öğrenerek, yakından deneyimleme güdüsüyle, Tatuta (Tarım-Turizm-Takas) çiftliğine üye olup kendim için doğayı en iyi hissedebileceğim yeri aramaya başlıyorum. Bitkileri tanımak, doğayı daha iyi anlamak, bitkilerin şifa aracılığını ve dönüşümünü gözlemleyebilmek adına çiftliğimi seçiyorum. Herbafarm Ekolojik Çiftliği.

Herbafarm Ekolojik Çiftliğinin farkı, bitkilerin oluş sebebini araştıran, gözlemleyen ve şifa aracına dönüştüren bakış açısıyla, ekolojik evlerden oluşan bir mimari yapıya sahip oluşu. Kurucusu Eczacı-Fitoterapist Meltem Kurtsan, hepimizin bildiği Otacı (Hekim- Eczacı) ürünlerinin de kuruluş hikayesinin baş kahramanlarından. Bilimsel ya da modern şifacılık anlayışı aileden geliyor. Tüm aile eczacı ve araştırmacı bir özelliğe sahip olunca, bitkisel ürünlerle ve ilaçlarla ilerleyen yaşam deneyimi Meltem hanımı, Herbafarm topluluğunu oluşturmaya sürüklüyor.

Bodrum yarımadasının doğal bitki örtüsünün küçük bir modelini Yalıkavak Gökçebel köyünün dağlarında, Herbafarm Ekolojik çiftliğinde oluşturan, Meltem Kurtsan’ın öncelikli hedefi,  verimli ürün, zehirsiz gıda üretip sağlıkla tüketebilmek. Bu konuda örnek model olmayı ve herkesin kendi balkon ya da bahçesinde kendi sağlıklı ürününü üretebilecek hale gelmesini istiyor.

Herbafarm çiftliğinde her şeyin doğal olmasına özen gösteriliyor. Mutfakta “ilk giren ilk çıkar kuralı” hakim. Organik atıklar tavuklar aracılığıyla gübreye dönüştüğü için mutfak atığı yok denecek kadar az. Aromaterapide kulanılan, lavantalar, kantaronlar, defneler, mis kokulu yaseminlerle çevrili arazide en ihtişamlı ağaç Keçiboynuzu. Tüm görkemiyle çiftliğin en güzel köşesinden gelenleri selamlıyor.

Meltem Kurtsan, bu ulvi ağacın küçük bir bölümü arazinin dışında kaldığı için bir evini satıp araziyi genişletme yoluna bile başvurmuş. Durum böyle olunca Keçiboynuzu meyvesi öğütülerek hazırlanan ürünler çiftliğin simgesi haline gelmiş bile. Her sabah kahvaltıda, gelen konuklara ve gönüllülere ikram edilen keçiboynuzundan yapılmış muhteşem incirli- bademli keki tatmış olmak bile ayrıcalıklı bir deneyim.

Herbafarm çiftliğindeki, tüm canlılar doğal salınımda geziyor. Tavuklar, kazlar, böcekler, sincaplar ve diğerleri. Burası mutlu bir doğa. O kadar ki, pozitif enerjisi zihninizden geçeni hızlıca kucağınıza düşürüyor. Çiftlikte kaldığım sürece her sabah, Meltem hanımın kendi eliyle hazırladığı organik limon, taze nane ve aromatik meyvelerin karışımından yapılmış sudan içmek, en büyük alışkanlığım oluyor.

Yüzde yüz sağlıklı olacağım diye bir şey yok!

Burada insan kendi potansiyel sağlığını günbegün keşfediyor. Bütünleşik iyileşme ve ideal sağlık hedefleri olan Meltem hanımın farklı bir bakış açısı var.

“Yüzde yüz sağlıklı olmak diye bir şey yoktur. Yüzde yüz mutluluğun da olmadığı gibi. Hedefimiz, olduğu kadar ürün alabilmek. Bitkiler için de geçerli bu. Bazı meyve yamuk yumuk oluyor ya da küçük. Bu da son derece doğal bir şey.  İçeriğine bakalım önemli olan bu.”

Çiftlikten Eczacılığa giden yol  

Herba+farm  markasının (bitkisel + çiftlik) özünde, bitkilerle gelen ideal sağlığı oluşturup,  sürdürülebilir doğal yaşam deneyimi yaratabilmek var. Herbafarm’ı anlatırken çiftlikten eczacılığa giden keyifli bir yol olarak bahsediyor Meltem Kurtsan;

“Çiftlikteki önceliğimiz verim optimizasyonu değil, az gıda olsun ama elde ettiğimiz gıdalar zehirsiz ve doğal olsun. Çünkü biz burada kendimizi, yakınlarımızı besliyoruz ve bu modeli de herkesin kendisi için oluşturabileceği bir model olarak sunuyoruz. Bu çiftlikte ideal sağlığın tanımı, ‘Hastalıklı olma, bedenin ve zihnin sakin olsun ve sorunlarınla kolay başa çık’.”

Sürdürülebilir doğal yaşam modeli oluşturmak

“Önce deneyimliyoruz, eksiklerimizi geliştiriyoruz. Konvansiyonel tarımın hedefi minimum arazide maksimum verim elde etmek. Bizim böyle bir hedefimiz yok. Mono kültür de yapmıyoruz. Zararlılar mono kültürde daha çok artıyor. Bizim hedefimiz mevcut arazimizde  ekolojik denge oluşturabilmek.”

Herbafarm çiftliğinde zararlılarla (böcek) yok etmek yerine kaçırtma usulüyle mücadele ediliyor. Arap sabunu ya da sarımsak gibi doğal ilaç püskürterek bitkinin rahatlaması sağlanıyor.

“İlaçsız bir tarım geliştirmek ve yaymak başlıca hedefimiz. Ayrıca, doğanın bize sunduğu bitkileri tanımak, yararlarını öğrenmek günlük hastalıklarımızda bu bitkilerden yararlanarak iyileştirmek, şifalı bitkiler bölümü oluşturmak ve yaymak. Arazilerimizde doğal alanlar bırakmak, doğaya saygılı olmak aslında en önemlisi. Doğayı hırpalayarak değil, bunca senedir burada neler yetişmiş inceleyerek, rüzgarı, güneşi gözlemlemek önemli. Buradaki deneyimleme, damıtılmış bir hayat tarzı. Olabildiği kadar hayat tarzı oluşturabilmek, insanların bahçelerinde, balkonlarında meyve, sebze ve zeytin ağaçları ekmelerini ve bu trendin çoğalmasını arzu ediyorum.”

Şifacı babaanne ve Otacı markası

Meltem hanımın 100’lü yaşlara kadar yaşamış şifacı bir babaannesi varmış. Onu anlatırken “bilge kişi” kelimesini kullanıyor. Doğal eczacılık bilincinin ailede başladığını düşünen Kurtsan, meslektaşları kimyasal ilaç işine girerken, babası eczacı Niyazi Kurtsan’ın bitkisel ilaçlara yönelerek Otacı markasını yaratmış olmasını da tesadüf bulmuyor.

“Ben de böyle bir aileye doğarak bu durumu deneyimliyorum. Bitkisel ürün üreten bir firmayı (Otacı) tüm boyutlarıyla yaşamış biri olarak, aileden doğal bitkileri tanımaya başlamak, çocukken yaz aylarında gidilen doğal çiftlik ortamında bitki yetiştirip, ağaç ekmek gibi ilk öğrenimlerin hiçbiri tesadüf değil.”

Meltem Kurtsan’ın diğer önemli bir yönü ise, Türk kadınının hak etmediği yerde olduğu düşüncesiyle uzun yıllar kadın hareketinin içinde olması. Kagider kurucusu ve başkanlığı onun diğer önemli bir yönü. 2002 yılında kurduğu MK Eğitim danışmanlık ise bugünkü Herbafarm Akademinin temellerini atıyor.

Eko Feminizmin öncülüğü…

Tüm bu yaşamsal deneyimler ve doğayla harmanlanmış bilimsel geçmişi aslında Meltem Kurtsan’ı Türkiye’de,  doğayla özdeşleşmiş üreten kadın ve ekoloji kavramının birleşiminden oluşan Eko Feminist felsefenin öncüsü olmaya doğru da götürüyor.

“ Herbafarm’da birçok bilgiyi birleştirmiş oluyorum böylece. Aileden aldığım deneyim, iş hayatındaki birikimim, kadın hareketinde var oluşum ve fitoterapi yüksek lisansındaki yeni bilgi ve deneyimlerimi alıp burada bir harmanlama şansım oluyor. Ben bu çiftliği kendime yaşamak istediğim alan olarak seçiyorum. Sorumluluk sahibi olup bilgimi kendime saklamak istemediğim için bu bilgileri paylaşacak bir platform oluşturuyorum ve Herbafarm Akademi’yi kuruyorum.”

Horoz sesiyle uyanmanın keyfini yaşatmak…

Herbafarm’da gün horozun sesiyle başlıyor. Dalından o gün toprağa düşen sebze ve meyveler toplanıyor, ağaçlar ve tüm bitkiler yeniden sulanıyor. Mutfakta sağlıklı kahvaltılar, organik limonlu sular, akşam için yeşili bol yemekler hazırlanıyor. Çiftliğin güzel kızı Bilge’nin Keçiboynuzu keki yeniden pişiyor. Artan yemekler tavuklarla toprağa karışıyor. Hamaklarda hayaller gerçeklerle yarışıyor. Gece olunca yeni civcivler dünyaya gelip annesinin kucağına taşınıyor. Trekking sevdalısı biz gönüllüler, arazi dışında karanlık bir gece yürüyüşünde, yaban domuzunun vahşi nefesiyle tanışıyoruz. Ve bir gün daha sessizliğin içinde sonlanıyor.

Gönüllü, eğitmen ve konuk olarak gelen herkes Herbafarm’ı,  her haliyle yaşamaya, doğayı deneyimlemeye  ve kendi potansiyelini keşfetmeye devam ediyor.

 

 

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikBilgi Görselleştirmenin Tarihteki Yolculuğu
Sonraki İçerikYaratıcılıkla Yaşamak
Uludağ Üniversitesi Turizm-Otelcilik - Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka ve proje yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi ve Satış, Sosyal Medya, Tasarım Kültürü, Girişimcilik ve NLP eğitimleri aldı. 2009’da kendi tasarımlarından oluşan markası Lui & Luisa yı kurdu. Aynı yıl öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde Türkiye’nin önde gelen gazeteci ve akademisyenlerinden Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. Markalaşma, Tasarım, Moda ve Sanat alanlarında çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alanlarda markalaşma söyleşileri yapıyor ve bağımsız yazarlık çalışmalarına devam ediyor.