‘…Çay ne şarap kadar kibirli, ne de kahve kadar yapmacıktır. Üstelik çayda kakaonun kırıtkanlığından da eser yoktur.’

 

Okakura, çay odasının tüm inceliklerini anlattığı güzel eserinde böyle tanımlıyor, çay harici içeceklerin karakterini. Peki her sabah keyifle yudumladığımız çayın karakteri nasıldır? Çay nasıl bir içecektir ki üzerine kitaplar yazılsın ve türlü düşünceler gelişsin?

‘Çay tam bir sanat eseridir…’

Oldukça mütevazi ve her kılığa girebilen bir içecektir çay. Günün her anı size eşlik edebilecek kadar kıvrak, değişken, sabırlı ve uyumludur. Sabah saatlerinde çay içmek insanı güne hazırlayan güçlü bir enerjidir. Diğer güne uyanmanın en güzel sebebidir çoğu zaman. Soğuk, yalnız ve sessiz zamanlarda en yakın dostumuzdur. En derin sohbetlerin en iyi dinleyicisidir. Tüm bunlar aslında çayın hak ettiği değerin, sandığımızdan çok daha fazla olduğunu hatırlatıyor. Çay törenleri ve sunumları, Uzakdoğu’da çok kıymetli ve özel bir seremoni gibi gerçekleşir. Özel çay odalarında, şık fincanlarda yapılan görsel bir törendir bu. Tıpkı bir iksir gibi muamele görür, bu mütevazı içecek.

Çay odası kavramının varlığı bile insanı yaratıcı hayallere sürüklemeye yetiyor aslında. Düşünsenize, evinizde sadece çay içilmesi için hazırlanmış bir oda var ve içerisi mis gibi aroma kokuyor. Küçük hasır bir sehpada karşılıklı diz çökerek çay yudumlamak, tıpkı bir tapınak zarafeti gibi her türlü süsten uzak ve huzurlu olsa gerek…

Çay bizim kültürümüzde de çok farklı değil tabii ki. Bazen hiç bilmediğimiz bir doğada  yürüyüş yaparken, soğuktan sığındığımız bir dağ evinde bize sunulan ilk içecektir mütevazı çay. Bu yüzden de çok kıymetlidir. Daha çok övgüyü hak eder. Daima kolay ulaşılabilir oluşu onun değerini düşüren değil, kurtarıcı hale getiren vazgeçilmez bir özelliğidir.

Bir kültürün izlerini sürerken bazen o kültüre ait davranışlar sergileyebiliyor insan. Bu ara gittiğim her yerde kimono ile yere çöküp biraz pirinç isteyesim var. Aslında çay seremonisine de hayır diyemem. Karşılıklı saygı ritüeli eşliğinde.

Uzakdoğu’da insan ruhunu dinlendiren unsurlar o kadar çok ki, İkebana ‘yaşayan çiçekler’ ve Bonsai ‘Minyatür ağaç yetiştirme sanatı’ bunlardan sadece diğer ikisi.

‘Bitmemiş sanat eseri’ olarak tanımlanan ve geçmişi bin yıldan daha eski olan Bonsai, Japon halkının doğa sevgisinin çok güzel bir örneği. Bonsai, öyle bildiğimiz çiçeklere benzemiyor. Yetiştirilirken biraz daha özen isteyen hassas bir ağaççık. Doğu felsefesindeki sabır, uyum ve karşılıklı anlayışın izlerini taşıyor. Zihnin böylelikle sükunete kavuştuğuna inanıyorlar.

Çay odası ile çiçek sanatının birleştiği çok doğru bir yer var ki, o da çay odasına girmeden önce, davetlilerin çiçek düzenlemesini seyretme geleneği. Çiçek düzenlemesini bitiren çay ustası, çiçeğini evinin onur köşesine yerleştirir. Tıpkı tahtındaki bir prenses gibi büyütülen her çiçek daima saygı görmelidir.

Japon kültüründe sanatlar pek çok. Savaş sanatı, çay sanatı, çiçek yetiştirme sanatı, geyşalık sanatı derken bir sürü yaşam öğretileri çıkıyor karşımıza. Her birinin düşünceye kattığı anlamlar  oldukça geliştirici. Ama en önemlisi ruhumuza katkıları belki de.

Uzak doğu’da ufacık bir çiçeği dev bir sanat haline getirip, her gün içtiğimiz çayı onurlandıran incelikte ki bakış açısı, ‘hayatımız farkına varmadığımız nice değerlerle süslü belki de’ düşüncesini  aklıma getiriyor.

Okakura Kakuzo, kitabında çayı tanımlarken ‘çay yaşam sanatı, düşünme sanatı, dünya yüzünde var olma sanatıdır ’der. Japon kültürü de yaşamda ulaşılabilmesi en kolay unsurları sanat haline getirip, bu sanatı en yalın haliyle yorumlayabilme becerisinin en güzel örneğidir, diyebilmek istiyorum.

 

 

Buket Şengül  20 Şubat 2011, 21:28

PAYLAŞ
Önceki İçerikŞile’ye Yolculuk Olmalı!
Sonraki İçerikAristo’nun Felsefe Okulu
Uludağ Üniversitesi Turizm İşletme & Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif Medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi, Sosyal Medya, Kişisel Gelişim ve Tasarım Kültürü üzerine eğitimler aldı. 2009’da kendi tasarım markasını kurdu. Öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde, Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. İletişim, Tasarım, Moda ve Sanat alanındaki partnerleriyle çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alan söyleşileri yapıyor. Tiyatro ve sahne sanatları eğitimine devam ediyor. www.yazname.com ‘un kurucusu ve kreatif editörü.

CEVAP VER