Bir zamanlar mutlu insanların yaşadığı Gökçeada’yı, Azra Erhat 1950’li yılarda “Mutlular Adası” olarak kaleme alıyor. İmroz 1964 sonrası gerçekleştirilen ‘Rumsuzlaştırma’ politikalarıyla günümüze hüzünlü tarihiyle yansır. 78’liler derneği tarafından oluşturulan Röportaj Atölyesi’nin yazar adayları olarak 18 kişilik bir ekip, ‘Mutlular Adası’ İmroz’un bugününü yerinde incelemek üzere yola çıkıyoruz. Geleneksel Rum yemekleriyle, adanın ilgisiz kalmış tarihine ve bugünün yalnız hayatlarına Niko Balatlı ile birlikte iz sürdüğüm bir yolculuk bu.

Bir bavula belleğinizin, anılarınızın, kısacası hayatınızın ne kadarını sığdırabilirsiniz?

Sahip olduğunuz her şeyi günün birinde ansızın bırakıp mutlu olduğunuz daha da ötesi ait olduğunuz toprakları bırakıp bilinmeyene yapılan bir yolculuğa çıkmanız isteniyor.

Üzerinde bir ceketiyle tekneye binip her şeyini geride bırakmak zorunda kalan kayıp adanın eski sahipleri İmrozlular bu yolculuğun baş kahramanları.

Bizim yıllar sonra Mutlular Adası’na yapılan yolculuğumuzsa kısa ama hüzünlü bir tanıklıktan ibaret yalnızca. Issız adanın poyraz üfleyen sokaklarında zihnim tüm bu sorularla meşgulken, adanın taş evlerle dolu tarihi kalıntılarında geziniyoruz.

Adanın en gösterişli köyü Bademli. Gazeteci-Yazar Deniz Kavukçuoğlu’nun adaya yaptırdığı kütüphane yi ekibimiz merak edince Deniz beyin eşi Sevgi Hanım bize mihmandarlık ediyor.

Gökçeada’da evler deniz kıyısındaki saldırılardan korunmak için vaktiyle tepelere kurulmuş. Yukarılara doğru yol aldıkça hava oldukça sert esmeye başlıyor.

Gökçeada, merkezi İtalya’da bulunan Cittaslow ‘sakin şehir’ birliğinin bir üyesi. Nüfusu 50 binin altında olan kentlerin kendi kimliklerine sahip çıkarak aynılaşmadan kurtulması bu birliğin temel amacı. Yöresel yapı, kültürel dokular, geleneklerin korunması birlik ağı tarafından desteklenen konuların başında geliyor.

Bademli’den Tepeköy’e doğru ilerledikçe adanın poyrazı sertleşiyor. Acıkmış ve üşümüş ekip üyeleri, köyün meydanında ortada gri sobası yanan bir market buluyoruz. Bisküvi arayışımız adalıların mandalina ve meşhur bademli kurabiye ikramı ile güzelleşiyor. Meydan kahvesinde kahvelerimizi yudumlayıp ortadaki gri sobanın ateşiyle ısınıyoruz. Bu adanın gri sobaları pek meşhur anladım.

Herbirimiz Gökçeada’nın bugününü ada halkından dinlemek istiyoruz. Adanın mutlu tarihi 1964 yılında başlayan ‘Rumsuzlaştırma’ politikalarıyla değişiyor. Zorunlu göçler, vatandaşlıktan çıkarılma, mülkiyet haklarının ortada kalışı gibi pek çok sorun yaşanıyor.

Görünen o ki, adanın geçmişten bugüne uzanan köprüsü hala kırık dökük!

Zeytinliköy, Ortadoks Hristiyanların ruhani lideri 1.Bartholomeos’un doğduğu köy. Bir zamanlar Gökçeada’nın en kalabalık köyü iken şimdilerde 50-60 hane yaşıyor. Dibek kahvesiyle meşhur.

Türk-Yunan dostluğuna istinaden Defne Derneği’nin Röportaj Atölyesi için hazırladığı yöresel yemekler iştah kabartıcı. Kayısılı-Fındıklı Pilav ve kekremsi ev yapımı şarabın tadına bakıyoruz. Önceden adada her evde şarap yapılırmış. Bu gelenek az da olsa bazı Rum vatandaşlar tarafından bugün de devam ettiriliyor.

“Yaşamak çok zordu, yardım etti Tanrıça Imbrasos…”

Niko Balatlı Tepeköy’deki kahvenin sahibi Gökçeadalı bir Rum. Zeytinliköy’deki dostluk yemeğinde yöresel ikramlar eşliğinde anlatıyor;

“Imbrasos bizim en büyük destekçimizdir. Yardım Tanrısıdır.Tepeköy’deki kahvenin ismine onun adını verdim bu yüzden.Hani ilkokulun yanındaki Imbrasos Cafe.

“Çorak topraklarda bereket” tanrısı olarak adlandırılan Imbrasos’un bolluk diyarı olarak bilinen Imbros ‘Gökçeada’ ismi, Homeros’un İlyadasın’da Deniz Tanrısı Poseidon’un atlarını bağladığı yer olarak geçiyor. “Yüce Ana Tanrıça” anlamına gelen “İmaura” sözcüğünün zamanla Imbros’a dönüştüğü söylenir.

Nico, yazları Gökçeada’da kahvesini işletiyor, kışları Selanik’te yan gelip yatıyormuş. Gülerek anlatıyor bu halini;

“E ne yaparsın Yunanistan’da iş yok kriz var.” Tam bir ada tutkunu, Noel kutlaması için gelmiş adaya.

“6 yaşında İstanbul’a okumak için gittim. Taksim’de Aya Triada Rum ilkokulu var ya, işte orada okudum. İstanbul’dan sonra 14 yaşında Selanik’e gittim. Araba tamirciliği yaparken meslek okulunda okumaya devam ettim.’’

1981 yılında yoklama için çağrıldığında ismi kayıtlarda bulunamayınca Türk vatandaşlığından çıkarıldığını öğreniyor Niko Balatlı.

“8 sene ne Türk ne Yunan’dım. 8 Sene Vatansız. Türkiye doğumlu bir yabancı olarak kalma izni çıkarıp ülkemde kalıyordum. Bu süre içinde ise vatansız olduğum için başka bir ülkeye de gidemiyordum.”

89 yılında Yunan vatandaşlığına kabul ediliyor. Ardından 19 yıl Almanya’da DIETZ MOTORE’ da fabrika işçiliği. Sonunda yine vatan hasretine dayanamayıp 2012 yılında Gökçeada’ya dönüyor ve Tepeköy’deki Imvromos Cafe’yi açıyor.

Her yaz, 14-16 Ağustos tarihlerinde düzenlenen Meryem Ana Festivaline yeni nesil adalıların katılımı günden güne artıyormuş. Fakat Niko’ya göre sorunlar da yok değil.

“Annem ve rahmetli babam Türk vatandaşı. Adada mülkümüz var. Annem 75 yaşında. O da hayata veda ederse ben Türk vatandaşı olmadığım için mirasımız devlete kalıyor. İmrozlular Derneği AIHM ‘e çıktı. Hakkım olan malımı almak için önce Türk vatandaşı olmam ve 6000 Avro ödemem gerekiyor. Mecburen vereceğim çünkü bütün sülalem burada doğdu, büyüdü. Bu toprakları seviyoruz.”

Çorak toprakların bereket Tanrısı demişler buraya. Hünnap ağacının vatanı, poyraz ve lodosun dans etmeyi sevdiği en güzel Egeli.

Zeytinliköy’deki dostluk yemeğinde iki kültürün kaynaşma sohbetleri sürerken, 9 yumurtayla yapılan gerçek revani çıkıyor ortaya. Gökçeada İmrozlular dernek başkanı Dimitri Zorlu’nun eşi Katina, tatlı ikramını kendi elleriyle yapıyor. Dostluk yemeğinde adaya has ikramların sınırı yok. Ev yapımı Gökçeada şarabının tadı kekremsi ve baharatlı. Dostluk dansları yapan iki kültürün mensupları artık sahnede, yüzlerde gülümseme ve umut.

İmvramos Niko’ya, adaya dair en büyük hayalini soruyorum.

“Yunan tavernası açmak isterim, 2 katlı evler olsun, ortada da bir taverna, Sirtaki yapılsın, yine dans etsin bizimkiler. Şöyle iyisinden bir Sirtaki yapmalı. Bizler eğlenmeyi dans etmeyi çok severiz ama burada kimse Sirtakiyi bilmiyor.”

Anlaşılan bu adada çok şey eksik. Sosyal olmak genç ruhlu adalılar için kolay değil. Ortak yaşam alanı oluşturacak mekanlara çok fazla ihtiyaçları var. Her şeye rağmen geri dönüp Mutlular Adasın’da yaşamak, geçmişlerine sahip çıkmak istiyor genç nesil.

“Diren Gezi, Gökçeada Seninle!”

Yeni durağımız Dereköy. Vaktiyle adanın en kalabalık nüfüsuna sahip köylerinden biriymiş. Dolayısıyla en büyük Çamaşırhane’de bu köyde. Taş sokak aralarında soğuk esintili köy turumuz esnasında eski demir kapılardan birinde tebeşirle yazılmış gülümseten bir yazı gözüme çarpıyor.

’Diren Gezi Gökçeada Seninle.’ İçimden bir ses, ‘Sen de diren Gökçeada’ diye fısıldıyor.

Aralık ayının bu sakin Noel haftasında kulaklarımıza acımayan rüzgar eşliğinde fotoğraf çekerken gezintimizi sürdürmekten sakin bir keyif alıyor gibiyiz.

Aya Marina Rum kilisesinde Papaz kutsal kitabı okurken gözünden ince yaşlar dökülen İmrozlular gibi gülümseyenler de mumlarıyla dostluğa, barışa ve huzura çağrı yapıyor. Yaklaşık 2 saat süren ayin sonunda kilisedeki herkes sırayla Papaz’ın elini öpüp ekmek alma ritüeline katılıyor. Aramızda (Ne yani şimdi papazın elini mi öpeceğiz) korkusu yaşayanlar da yok değildi.

El öpmek davranış bilimlerinde ‘Ego törpüsü’ anlamı taşıyor. Tam egolarımızdan arınacakken Papaz elini kibar bir hareketle geri çekiyor. Sonuç olarak egomuzla kalakalıyoruz.

Defne Derneği yöneticilerinin bizler için ikramları bitmiyor. Hazırlanan paskalya çörekleri ve içinden bizim ekipten birine çıkan şans yüzüğü, müthiş Melomakarono tatlısının keyfi ile birleşerek tüm geziyi kucaklıyor.

Kekik Kokulu Adalılar

İmrozlular zamanla kendine has bir topluluğa dönüşmüşler. Vaktiyle ışık gözükmesin diye pencerelere kilim asarak saklanan, dağları kekik kokulu İmrozluların insanı sarmalayan ıssız tarafından ayrılmak kolay değil. Bu kısa süreli hızlandırılmış İmroz gezisi, Biz Röportaj Atölyesi yazarlarının düşünsel arşivine sayısız deneyim kattı.

Her yeni ziyarette o kentin pazarına uğramadan olmaz diyerek soluğu son olarak semt pazarında alıyoruz. Pazarda sakız reçelleri, yöresel tatlar, ev şarapları derken araya sıkışmış zarif kafelerde keyifli çay molası hepimize iyi geliyor. Adaya veda vakti gelince bir şey unutmuşluk hissine kapıldım. Bu adanın anlatacak nice hikayesi var gibiydi.

Dönüş yolunda huzursuzca eksik kalan parçayı bulmaya çalışırken notlarımın arasından adanın cevabı hızla ulaştı.

“Geri dönmek için ise fırtınanın bitmesini ve güneşin tekrar parlayarak karanlıkları ve sisleri dağıtmasını kolladılar.”  – Yorgos Ksinos

 

 

Fotoğraf: Büşra Şengül

PAYLAŞ
Sonraki İçerikGökyüzünde Çizilen İlk Logo
Uludağ Üniversitesi Turizm İşletme & Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif Medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi, Sosyal Medya, Kişisel Gelişim ve Tasarım Kültürü üzerine eğitimler aldı. 2009’da kendi tasarım markasını kurdu. Öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde, Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. İletişim, Tasarım, Moda ve Sanat alanındaki partnerleriyle çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alan söyleşileri yapıyor. Tiyatro ve sahne sanatları eğitimine devam ediyor. www.yazname.com ‘un kurucusu ve kreatif editörü.

CEVAP VER