Çat diye kapı açıldı!

Elinde içi dolu naylon torbasıyla, uyumsuz giyinmiş, iç içe geçmiş dalgalı saçlarıyla ufacık, esmer tenli bir kız çocuğu girdi içeri.

Pek fütursuz elindeki torbayı attı desen işlemeli koltuğun üstüne. Mağazadaki aksesuarlardan en afilisini seçti. Eski stil, bordo madama şapkasını geçirdi başına. Aynanın karşısında iki salındı, bakındı, döndü ve beğendi yine kendini.

Güzeldi de!

Aradan geçen nice zaman sonra  dükkanda birileri olduğunu fark edercesine yanıma gelip

‘‘Ne haber’’ dedi küçücük boyuyla.

Birbirimizi tanımıyoruz. Bu ilk göz temasımız. O beni, ben onu inceliyorum. Henüz konuşmadık. Şöyle bir salındı saçlarıyla ve sordu.

– Sen o televizyondaki kıza benziyorsun.

– Hangisine?

Birden koltuğun üzerine bıraktığı poşetin içindeki renk renk, işportadan alınmış gibi duran eski, ayağına oldukça büyük gelen ayakkabıları, döktü dükkanın ortasına.

Denemeye başladı.

– Bak, bunlar güzel mi?

– Evet, güzel senin mi peki?

– Aaaa bak senin ayakkabın işte ondan da var burada bir tane!

Rengi dışında benzeyen bir şey yoksa da ondaki görüntüler farklıydı belli.

– Benim biraz sessizce çalışmam lazım, şimdi gider misin, başka bir gün sohbet ederiz olur mu?

Bir anda bu küçük esmer kız ustaca kullandığı elleriyle, saçlarını enseden yukarı kaldırarak, minik vücuduyla yukarı aşağı inip, tıpkı kıvrak bir dansöz gibi dans etmeye başladı. Gitmeye niyeti yok!

– Senin adın ne peki dansçı kız?

– Aaa bilmiyor musun?

– Hayır, bilmiyorum.

– Bu dükkanın sahibi ben değilim, misafirim kısa bir süre, seni de tanımıyorum. Tekrar sordu umursamaz,

– Sen  o televizyondaki kız mısın?

– Kim o kız bir bilsem!

Konudan konuya, danstan dansa, şekilden şekile  geçiyordu. Bilgisayarda yetiştirmem gereken şey artık pek anlam ifade etmiyordu. Dikkatini ona vermemi bekleyen eğlenceli, hayat dolu bir kız çocuğuna mahsur kalmıştım gönüllü.

Zihni bedeniyle aynı hızda akıyor gibiydi.

Yakalamak neredeyse izlerken bile mümkün değil.

– Peki, tamam anlaşıldı. Bir süre birlikteyiz.

– Senin adın ne küçük dansçı kız?

Gözlerimin içine gülümseyerek baktı ve söyledi sonunda,

– NURHAYAT !

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikSokak Kapılarının Kilitlenmediği Yıllar…
Sonraki İçerikDinle Denizi
Uludağ Üniversitesi Turizm İşletme & Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif Medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi, Sosyal Medya, Kişisel Gelişim ve Tasarım Kültürü üzerine eğitimler aldı. 2009’da kendi tasarım markasını kurdu. Öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde, Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. İletişim, Tasarım, Moda ve Sanat alanındaki partnerleriyle çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alan söyleşileri yapıyor. Tiyatro ve sahne sanatları eğitimine devam ediyor. www.yazname.com ‘un kurucusu ve kreatif editörü.

CEVAP VER