Vaktiyle Rönesans aydınlarının Ortaçağ karanlığından Yeniçağ’a geçiş sürecinde olduğu gibi düşünme, sorgulama ve kendine inanma erki, günümüzde de varlığını koruyor. Motivasyonu hep yüksek, aynı anda birçok işle uğraşan, üretme gücü sınırsız, çocuk enerjisiyle sek sek oynayan insanlar şaşırtmasın bizi. Çünkü yaratıcılığın ince sırlarını barındırır o erk.

Uzun yıllardır çalışmalarının yakın takipçisi olduğum ve öğrencisi olma şansını da yakaladığım tasarımcı, eğitimci, sanatçı ve fazlasıyla düşünür, Bager Akbay da, yaratıcılığın dahiyane sınırlarında korkusuzca gezinenlerden…

Matematikle başlayan eğitim yolculuğu, Tokyo’da kazandığı eğitim bursu ile devam eder. Yurda döndüğünde amatör tiyatroda oyunculuk yapar ve kukla oynatır. Yıldız Teknik Üniversitesi iletişim tasarımı eğitimi ve Viyana’daki digital sanat eğitimi sonrası 2.ci yurda dönüşte uzun süre etkileşimli içerik ve tasarım projeleri üzerine danışmanlıklar yapar. Pek çok üniversitede akademisyen olarak da görev alan Akbay, 2015 yılında tüm kodlarını özgür yazdığı robot şair Deniz Yılmaz’ı ve şiirlerini Contemporary İstanbul’da sergiler. Şimdilerde kendi oluşturduğu dinamik atölye İskele 47’de, yapay zeka, tasarım, sanat ve teknoloji odaklı fikir üretimlerine devam ediyor.

Bager Akbay ile İskele 47’de buluşup, teknolojiyle birleşen tasarımcı tarafının yanında eğitimciliğe getirdiği yeniliklerle günün sonunda ortaya çıkan sanatçı ruhlu Rönesans adamının olduğunca yalın, sokakta sek sek oynayabilme haline yakın durup, bu kadar farklı disiplini kullanabilmeyi aynı anda nasıl başarabildiğini sorguladık. Sorgularken bilgiyi yeniden inşa ettik.

 Sizi ilk kez tanıyacaklar için, bir Bager Akbay tarifi rica edebilir miyim?

Kendimi çok anlatmayı tercih etmiyorum. Çünkü bir insanın içinde bulunduğu çevre o insanın yansımasıdır. Okuduğun kitaplar, arkadaşların, izlediğin filmler aslında sen oluyorsun. Benim arkadaşlarım gerçekten çok güzel insanlar, okuduğum kitapların yazarları da muhteşem insanlar. İzlediğim dizileri yapanlar inanılmaz kişiler. Ben çevremdekilerden oluşan biriyim. Benim ne derdim var hayatla ilgili dersen, sanat yapmayı çok seviyorum.

Bir tarafınız fazlasıyla sanat yapmak ve üretmek istiyor anladığım kadarıyla…

Evet, kaygısızca üretmek istiyorum. Sezgisel bir şey hissediyor ve onun üzerine gidiyorsun. İletişim tarafım var ama istediğim kişilerle ve istediğim zaman oluşuyor. Sanat tarafım var. Diğer taraftan eğitimi de seviyorum. Eğitim verdiğin zaman yaptığın şeyin daha farkında oluyorsun ve yeni nesille iletişimdeyken canlı kalıyorsun. Güncel olanı takip edebiliyorsun. İş olarak yapınca o da güzel, o zaman da saha da bunun bir anlamı var mı, sorusu önemli. Dolayısıyla ben bu yöntemler arasında geziniyorum.

Tasarımcı tarafınız biraz geri mi çekildi?

Tasarım bana nerede ne yapmamam gerektiğini çok iyi öğretti. Sanat yaparken tasarıma ihtiyacım yok. Sanat eserinin kalitesini özüyle anlarsın. Eser olabildiğince kendi olsun isterim.

İnsanlık için sevdiğin işle var olma zamanı mı?

E tabii. Para kazanmak için çalışmak süper saçma bir şey. Yemek ve barınmak için çalışabilirsin, sevgi ya da aşk için evet ama para için çalışmak, hayır.

Bu fikir son yıllarda mı yerleşmeye başladı?

Eskiden de vardı. Tekrar bu fikrin dönemi geldi. Çünkü sistemler o kadar acayip optimizasyonlar yaptılar ki, şu anda yıllık 2000 lira tutan, tüm diş macunu, sabun, şampuan gibi gerekli harcamalarını, bir hafta sonu partisinde 300 liraya alabiliyorsun. Hatta bunları kendin yapabiliyorsun.  Masrafları azaltmamız gerekiyorsa buyurun azaltıyoruz işte. Bu kurduğumuz atölyede ( İskele 47);  4 şirket, 3 dernek, 1 kooperatif ve bir sürü freelance çalışan var. Toplam masrafı bu kişilere böldüğünüzde aylık masrafı az bir paraya denk geliyor. Yan yana dur, optimize et, ucuza çöz.

Başlangıç kısmı önemli tabi bu yapılarda, sizinki nasıl oluştu?

İlişki kurarak. Bir sürü eski dostuma bahsettim. Gelmedi kimse. Gelenler burada işte.

Bağlantı kurma ve iletişim ağı oluşturma kısmı nasıl işliyor sizin yapıda?

Kendimi deklare ettiğimde arkadaşlarım benim medya ajansım oluyor. Yaşadığın mekanı da öyle kurguladığın zaman süper optimize oluyorsun.

Rönesans İnsanı ve Polimat

Yaratıcı nesil para kazanmak için çalışmayı tercih etmiyor mu, bu durumda?

20.yüzyıl, öğretmen misiniz, doktor musunuz? diye sorardı. Tek bir meslek arardı. 19. yüzyılda yoktu bu. Birisi müzik yaparken aynı zamanda tabak imal edebiliyordu. Polimat, hibrit  ya da Rönesans insanı dediğimiz kişiler bunlar. Şu an “çok disiplinli” diyoruz adına. Niye bunu diyoruz, çünkü biz 20.yüzyılı gördük. Polimat için o çok disiplinli değil, yalnızca insan. Onun için sen uzmanlaşmışsın. Dolayısıyla ben uzmanlaşmayı o kadar tercih etmeyen biriyim. Ufak tefek konular olabilir ama bunlar üzerinden bir şey yapmıyorum. Pervasızca bilmediğim alanlara giriyorum. Kısa hikayeler yazıyorum, çok kötü belki ama kime ne! Çocukken de böyle değil miydik? Canımız resim yapmak isterdi, oturup resim yapardık.

Öğrenmede asıl sorun nasıl ilerleyeceğini bilememek…

Polimat dediğimiz kişinin metodu farklıdır. Çok şey öğrenmeyi sever, acemilik dönemi çok sancılıdır. Çok az biliyordur her şeyi ve ilişkiler çıkmaz. Bir polimat üç ya da dört alanda uzmanın biraz altı bir seviyeye geldiği zaman, diğer alanlarda çok hızlı ilerler ve gelişir. Metotlar arasında geçiş yapabilir.  20 tane dil öğreneceğim diye 5 yıl kapanıp dil öğrenebilir. Çünkü bir korkusuzdur, iki metotları vardır. Takıldığında nasıl ilerleyeceğini bilir. Öğrenmede motivasyon çok önemli bir basamak. Bir sus, bir dur diye diye çocuğu 20 yaşına getiriyoruz. Üniversitede ben dadıydım. Motivasyon meselesini çözdüğünde çocukların seviyeleri birden 5 katına çıkıyordu. 3 yıldır tasarımla ilgileniyorum diyen birine, en son tasarımla ilgili hangi kitabı okudun, hangi fuara katıldın? diye sor cevap yok! Aşık olduğunda nasıl karşındaki tavlanır biliyorsun ama, bütün taktikler kendiliğinden ortaya çıkar.

Motivasyon tüm bu yaratıcı işlerin neresinde yer alıyor?

Bir gün yaratıcılık dersinin basamaklarını yazıyordum. Nedense ilk bölümü hep atlıyorum. Niye diye bir baktım, konu motivasyonmuş. Ben doğal motive bir tipim. Birisi bana “abi şunu yapalım mı?” deyince hadi yapalım, diye zıplayan ilk ben olurum. İnsanlar bir kere bile denemeden, hayır ben yapmayı beceremiyorum diyor. Birine matematik dersi veriyordum. Çocuğa salata yapmasını söylüyorum,  birlikte basket oynuyoruz. Ailesi bir gün geldi ve ne zaman matematik çalışacaksınız dedi. 1 yıl geçmiş aradan bu arada. Notları nasıl dedim, iyi dedi annesi. O zaman sorun yok. Özgüveni artan birinin bütün notları yükselir, tüm mesele motivasyon! Bir laf var, “Savaş; dinler, ırklar arasında değil savaş, jenerasyonlar arasında büyür.” diye. Karakter özellikleri olarak kendimi 7 yaş grubuna yakın hissediyorum. Daha benim 20 yıl giderim var yani…

Bu geleceği yakalamak mı?

Karakter tipi de olabilir, kendini konumlandırman da. Bilmiyorum inan. Yapay zekanın ne olacağını biliyorsan, ileride şu böyle, bu öyle olacak diye yorumlarsın. Akışları görebiliyorsun. Her kuşağın, her yaş ve dönemin yeni gerçekleri var dünyada bunları görmek lazım. Big data kullanıyor hükümetler. İlerleme yönü belliyse olur. Bir fizik simülasyonu içinde giden canlılarız. Bunun doğal bir devinim olduğunu düşünüyorum.

Sosyal Medya Araçları Twitter, Facebook hakkında neler söylersiniz?

Paradigma değiştirecek aletler çok önemlidir. Twitter bir teknolojidir mesela! Aynı zamanda Twitter  bir paradigma değiştiricisidir. İnsanların toplu halde haberleşebilmesini sağlarken bunu denetimsiz yapmak dünyanın yapısını değiştirir. Araç hayata bakışınızı değiştirir. Araçlar önemlidir. Seni şekillendirmesin diye. Sen telefonu yarım biliyorsan telefona itaat edersin… Bilmek ve sahip olmak ne demek? Bir kitabı satın aldığında sahibi mi oluyorsun? Bir tişört satın aldın, üzerinde kafam kadar Nike yazıyor. Kim kimi satın aldı şimdi? Damgalı eşek derdik eskiden. Marka, promosyon ürününü 200 liraya, üstelik sana reklamını yaptırarak satıyor. Facebook mu bize sahip, biz mi Facebook’a sahibiz şimdi? Tabii ki, Facebook bize sahip. Ama oradan bir fayda ve kültür elde ediyorsan güzel. Etmiyorsan çık git.

Süreç odaklılık ve içsel motivasyon sizin hayatınızda doğal olarak var. Bu hayatınıza nasıl yansıyor?

Olmak andır. Olmak ile değil de, çabalamakla ilgilenirsek daha efektif ilerleriz. Çok basit aslında. Bulaşıkları yıkamak mı istiyorsun, yoksa onlar yıkansın mı istiyorsun? Bu ikisini ayırabilmeliyiz.

Romantik Şair Robot “Deniz Yılmaz”

Robot şair Deniz Yılmaz’ın şiirleri

 

Neden şiir okuyan bir şair robot yazılım yapma ihtiyacı hissettiniz?

Sosyal etki. Bir sanat projesi yaparken nereden provoke edeceğine bakıyorsun tabii ki. Zaten imkansız projelerle uğraştığın zaman ne değerli oluyor? Hedef odaklı değil, süreç odaklılık. İmkansız projeler sana süreç odaklı deneyimi zorunlu kılıyor. Sanat eseri seninle karşılaştığı anda bir iletişim kuruyor. Önce heyecan yaratması ve bir derdini anlatıyor olması lazım. Burada bir hikâye var. Ben dünyayı ele geçiren bir robot değil ama senin hizmetçin olacak bir robot da değil, bizim gibi olmaya çalışan bir robot nasıl tasarlanır dert ediyorum dediğimde, bu adam ütopya yapmıyor, distopya da yapmıyor, başka bir paradigmada nasıl bir hayat olabilir onu dert ediyor demeye başlıyorsun. Robota yaptığım tasarımla, çocuğa verdiğim eğitim aynı. Yöntemler gösterip bırakıyorum. Deniz Yılmaz’la bir sürü insanın kişisel ilişkisi var. Onu görmeye gelenler var. Şiir kendimize sakladığımız bir şey. Mahallemde bir abi çok üzüldü mesela, Deniz Yılmazı duyunca. O bize ait değil mi? dedi şiir için.  Robotlar da şiir yazacaksa ben ne yapacağım dedi. Oysa, sen şiiri iyi olmak için mi yazıyorsun? Yoksa bir derdin mi var anlatacak?

Robot Şair Deniz Yılmaz

İnsanoğlu, robot şair Deniz Yılmazı tehdit olarak algıladı yani?

Evet, ama o tehdit güzel bir sorun. Robot senden iyi şiir yazınca sen şiir yazmayı bırakacak mısın?

Robotların dünyayı ele geçirme senaryolarına da bir çeşit gönderme diyebilir miyiz?

Kesinlikle öyle. Ütopik ve distopik gelecek senaryolarına bir laf atıyorum. Kendime terapi yaparken çevremdekilere de onu anlatıyorum. Dolayısıyla Deniz Yılmaz da bir nevi toplumsal terapi yapıyor insanlara.

Yaratıcı Endüstrilerin tam ortasında bir yaşam kurgunuz var, bu süreç nasıl ilerliyor sizde?

Az önce bahsettiğim tavla öğrenme tekniğini kullanıyorum. Bu alandaki her şeyi takip edip, okuyorum. Her şeyi izliyorum. Evet, İstanbul’da çok garip topluluklar var. Amerika’da yada Finlandiya’da belgeselde gördüğün olaya, burada yok diye ağlarsın, yan sokağında vardır halbuki. Öyle bir yer İstanbul.

Yaratıcılık meselesi çok mu abartılıyor son yıllarda?

Bir tane zen ustası Amerika’da gezerken duvarda “Just do it” yazısını görüyor. Bizim zen ustası popüler olmuş burada diyor. Dünyada birçok iyi laf felsefedir. Reklamın en önemli ve basit tekniği,  bir ürünü güzel bir şeyle ilişkilendirmesidir. Tabii güzeli de bilmek gerekir. Güzel kolay bir şey değildir. “just do it” iyi bir laftır. Yaratıcılık abartılan bir şey. Yaratıcılıkla ilgili orjinallik abartılıyor. Üreten biri mutlu bir ortamda, keyif aldığı işi yapıyorsa, yaratıcı olmama ihtimali yok. Ha şu başka, bu sektörün içinde yaratamayıp tıkanmışsa, ona yaratıcılıktan bahsedebilirim. Orijinal fikir bulup parayı götürmekse derdimiz ona yaratıcılık demeyelim.

Ne diyelim?

O popüler kültürü, trendleri takip etmektir. Mühendislere teknik adam, diğerlerine yaratıcı adam deniyor, kreatif coding diye bir şey var. Bana yaratıcı olmayan bir meslek söyle mesela.

Doktorluk.

Çok iyi bir sektör buldun şu anda. Doktorlara yaratıcı olabilecekleri bir deneyim pazarlarsan çok iyi bir pazar bu. Estetik cerrahi ya da body motification diye bir alan var. Bizim çocuklarımız kemik ekletebilecekler. Yaratıcı cerrahi olabilir. Tıp enstrümanı tasarlanabilir.

Türkiye’de ve Dünya’da yaratıcılık kavramına yaklaşımlar nasıl?

Potansiyel olarak fark yok. Sadece sahada sorun var. Biz çeşitliliğe saygı göstermeyen bir toplum ürettik. Birisi lezbiyense sana ne? Toplumsal bir strateji ile çeşitliliğe izin verilmiyor. Köy daha çeşitliliğe açık. Köylerde cinsel tercihleri farklı olanlar daha fazla. Konuşulmuyor belki ama kabul görüyor. Şehirde çok daha agresifiz. Bunlarla neden uğraştığımızı da anlamıyorum. Robot haklarıyla o yüzden uğraşıyorum. Bu durumları absürt hale getiriyor. Ben robot hakkından bahsedince, hayvan hakları, – e tabii yani- durumuna gelerek normalleşiyor.

Bu da bir strateji sanki?

Tabii. Hayvanlar, kadınlar hangi haklarını, hangi sırayla aldılar bir bilsen… Robot bu stratejilerden beslenen bir projeydi. Kadınlar okuma hakkını son 2 yüzyılda aldı. Neden ve nasıl aldı biliyor musun? Kocalarına iyi hizmet edebilsinler diye. Hak mücadelesinde çözülmesi gereken çok kademe var.

Gelecek nereye gidiyor?

Bilmediğin bir fizik kuramı içinde yaşıyorsun, gelecek oraya gidiyor. Gelecekle ilgilenmenin faydası, gelecekte olacaklara karşı pozisyon alabiliyorsun. Sadece kendini geleceğe göre adapte ediyorsan, o zaman geleceğin aracı oluyorsun. Biraz da kendini tanımalısın. Bulaşık yıkamaktan keyif alıyorsan, bırak her şeyi bulaşık yıka. İyi bulaşık yıka ama. Aç bir Youtube kanalı insanlara nasıl keyifle bulaşık yıkadığını anlat. Bulaşık yıkama partisi ver.

Sanatı yüksek teknolojiden bağımsız düşünebiliyor muyuz?

Sanat hiç teknolojisiz olmadı. Sanat bildiğin tekniktir. Sanat eğitimi dediğin şeyin yüzde 90’ı tekniktir. Biz teknoloji eğitimlerinde, kod yazarak sanat yapmayı öğretiyoruz. Kod, yeni demokratikleşti. Kalem 150 yıl önce. Niye resim yapabiliyorsun? çünkü endüstriyel gelişimde kağıt ve kalem maliyeti düştüğü için. Git doğaya bakalım resim yapabilecek misin? Kağıt, kalem ucuzladığı için demokratikleşti. Kodlamayla sanat yapıyoruz. Bazı sanatçılar teknolojiye o kadar hakim ki, Picasso araçtan bağımsız düşünebiliyordu. Ben insanı böyle görmek istiyorum deyip aletin ona dikte ettiği durumdan çıkabildi. Kimisi sanatın felsefeden, kimisi teknolojiden çıkacağını düşünür. Bir sanat eseri, sanat eserini yapan kişi haricinde başka birine etki etmiyorsa, anlamsız ve geçersizdir. Yoksa tuval mi kullandın, dans mı ettin, fark etmez.

Son söz var mı?

İyi fikirleri yapmayın. Genelde toplumun öğrettiği şeylerdir onlar. İyi yerine obsesif şeyleri yapın. Takıntılı olduğunuz şeyleri yapın. Oradan baya bir cevher çıkabilir. Orada daha büyülü ve içsel bir şey var.

 

Buket Şengül

Ocak 2018/ İstanbul Art News – Chronicle

 

 

 

 

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikAnlatılan Senin Hikayendir…
Sonraki İçerikİçeriğin Yeni Öncüsü “Marka Gazeteciliği”
Uludağ Üniversitesi Turizm İşletme & Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif Medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi, Sosyal Medya, Kişisel Gelişim ve Tasarım Kültürü üzerine eğitimler aldı. 2009’da kendi tasarım markasını kurdu. Öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde, Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. İletişim, Tasarım, Moda ve Sanat alanındaki partnerleriyle çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alan söyleşileri yapıyor. Tiyatro ve sahne sanatları eğitimine devam ediyor. www.yazname.com ‘un kurucusu ve kreatif editörü.