Fransız çizgi kitaplar serisi, Martine…

İlk kez 1954 yılında Fransız iki çizerin hazırladığı “Martine” çocuk kitapları serisi, dünyanın pek çok ülkesinde kendi dillerine uyarlanarak yayımlanır. Bizim coğrafyamızda ise bir dönemin çocuklarına, hayatın içindeki gerçeklerden yola çıkarak, öğretici minik öyküler sunan Ayşegül’e dönüşür…

Ayşegül Tren’de, Ayşegül Park’ta, Ayşegül Roma’da temalı resimli kitap serisi, yaratıcı ve gerçekçi öyküleriyle, şimdinin yetişkinlerine sanat aracılığıyla geçmişten bugüne düşündürücü anılar sunmaya devam ediyor.

Sanatçı Sibel Sicimoğlu’nun düşün dünyasından süzülerek anlamlı bir kolaj sergi kahramanına dönüşen Ayşegül, kağıt enstalasyon tekniğiyle içimizdeki çocuğun topluma söyleyecekleriyle dile gelir.

Gerçek hikayelerden yola çıkarak son iki senedir hazırlandığı Ayşegül Sergisiyle küçük Ayşegül’ü yeniden hayatımıza dahil eden sanatçı, sorguluyor, sorgulatıyor…

Serginin etki alanının büyümesi, Ayşegül’ün başka şehirlere konuk olması ve toplanan gelirin bir kısmının çocuklarla ilgili yardım derneklerince fayda unsuruna dönüşmesi sanatçı için önemli.

Köpeği Fındık ve ailesiyle mutlu bir çocuk olarak yaratılan çizgi karakter Ayşegül, Sibel Sicimoğlu’nun günümüze uygun dokunuşlarıyla, coğrafyamızdaki sorunlu yaşamların zorla dönüştürdüğü çocuklarımıza sanatsal bir ses ve ışık olmak istiyor…

Ayşegül Sergisinden

Ayşegül çocuk kitapları ne anlatıyor?

Ayşegül, Fransız yazar ve çizer Gilbert Delahaye ve Marcel Marlier’nin elinden çıkar, orijinal adı Martine. Bu figürler Türkiye’ye de uyarlanıyor. Ayşegül ormanda yürür, bitkileri tanır. Trene biner, markete gider, piknik yapar, taşınır, oyuncak bebek almak ister paraları yetmez, baba işsiz kalır… Gündelik hayatın gerçek kahramanları, olağanüstü güçler olmadan kitaba yansır ve bu çok önemli bir devrimdir kendi dönemi için. Bu yüzden Ayşegül’ü seçtim. Çocuğa gerçeğin içindeki küçük mucizeleri çizginin mükemmel gücüyle tattırır. Gerçeküstü ya da olağanüstü güçler yoktur.

Serginin anlatmak istediği asıl unsur nedir?

Sergi düşünmeye bir tekliftir. Tekniği ve teması benim bugünüme dair bir konuyu işler; çocuğu, yetişkini, ahlaki kavramları düşünmeye davet eder. Kolaj size bir özgürlük tanıyor tabii. Eserlere yansıyan dalgalar ve çocuklar benim içinde bulunduğum, kendimi ait hissetmekten mutlu olduğum coğrafyanın sıkıntılarını ve sevinçlerini yansıtıyor. Amacım elbette sanatı iletişim aracı olarak kullanmak değil.

Neden, sanatla iletişim kurulmaz mı?

Sanat hangi disiplinde olursa olsun bir tür özgürlük alanıdır. Size bir şey dikte etmez. Bir birey olarak, düşünen bir organizmanın ifade şeklidir. Dolayısıyla iletişimi dikte etmek gibi bir misyonu yoktur, denersek de yanlış anlaşılmamız mümkündür… Sanat bu manada mistik bir güce sahip değil. Kendi içinde bir felsefesi olabilir ve bunu bir teklif olarak öne sürebilir. Karşı tarafın bunu içselleştirmesi tamamen onun algısına bağlıdır.

İlginç bir konu.  Sürekli mesaj vermeye çalışan bir şeye dönüşür kaygısı mı bu acaba?

Ayşegül Sergisinden

Evet. Böyle bir misyonu yok sanatın. Bir sanatçı, geçmişte ve kendi zamanında aldığı ve almaya devam ettiği sanatsal kavramlar, teknik terbiye, yaratıcı sanat eğitimi ve benzeri bilgilerle kendi düşüncelerini, vizyonunu plastik sanatlar ya da seçtiği sanat dalı aracılığıyla ifade edendir.

Picasso’nun  Guernica’sı dünyaya mesaj vermiyor mu bu durumda?

Mesaj vermiyor, o güne tespit getiriyor. Bunu Picasso kendisi de söylemiştir. “Ben bugünle ilgilenirim, dünle değil” der. Benim burada yaptığımsa bugün içinde yaşadığım zaman diliminin, çocuklarımızın maruz kaldığı sıkıntıların, çocukların üzerindeki etkisini göz önünde tutarak, Ayşegül çizimlerinin illüstratif ve hatasız sunumuyla, izleyicide algıda seçicilik yaratarak dikkat çekmek. Benim dikkatimi çeken şeyleri paylaşıyor olmak. İzleyiciye ve sanatsevere bir teklif götürmek. Bu bir düşünme teklifi. Arzu edilirse ve daha da ileri giderse ilişki, sanatseverle çözüm oluşturabilmek isteyenler adına çözüm alternatifi düşleme ve düşünme teklifi. Teknik olarak da zaten kolajdan fazlasını yapmaya özen gösterdim. Kolajda kağıdın arasını zımparalar, hava kabarcıklarını alırsınız. Ben bunun yerine kuşe kağıtları katmanlarıyla kalın hatlarla keserek yağlı boyaya yedirdim. O yüzden kağıt enstalasyonu dedim bu tekniğin adına. Ben böyle anıyorum bu tekniği.

Kolaj tekniğini kendinize has dönüştürdünüz sanırım… 

Kağıt enstalasyonu bu. Yağlı boya ile kağıda yedirerek ölçeklendirilmiş figürler bunlar. 2 materyal birbirini kabul etmekte zorlanıyor, toplumsal katmanlar gibi. Burada teknik yoluyla bir gönderme de var. Arzu etsek de, yan yana yaşamaları çok da mümkün değil belki… Gözümüzün uyum algısına çok cevap vermiyor olabilir ama yan yana bir takım şeyler birbirlerine uyum sağlamadan da durabilir. Önemli olan o hava kabarcıklarını, fazla katmanları bir teknik durum ve duruş olarak algılayıp, toplumsal katmanlarda olduğu gibi birbirine zorla yedirilmemesi gerektiğini kabul etmek.

Örneğin?

Mesela Kamboçyalı Bebek çalışmasında, Kamboçya savaşında bir bebeğin resmi var. Bir başka resimde Artvinli kardeşler var. Bir baba şehirde iş bulamıyor. Ailenin önünde intihar ediyor. Eğer uygun ortam sağlanamazsa toplumsal bir katmandan diğerine geçiş zorlu bir süreç insan için. Burada kağıdın uyumsuzluğu da yardım alınmasına işaret eder. Yani siz kağıdın arkasını zımparalamalısınız. Yapıştırdıktan sonra hava kabarcıklarını almalısınız. Bir insanı da, bir yerden ait olmadığı başka bir atmosfere götürdüğünüz zaman bu insana uyum gösterebilmesi için, eğitim ve gerekli destek verilmelidir. Kondusunu gece koymamalıdır bu adam yere. Okuma yazması yoksa eğer kentte öğrenmelidir. Bir meslek edinmelidir. Bunlar şimdilerde konuştuğumuz mevzular. Son 40 yılda olaylar böyle gerçekleşmedi. Biz toplumsal bir erozyona uğradık. En çok zararı görenler de çocuklarımız oldu.  Erozyon psikolojik anlamda da oldu ve bu gençler anne baba olacak yapıya sahip değilken çocuk sahibi oldular.

O günün çocukları bugünün anne babaları…

Evliliğin nasıl bir müessese olduğundan bihaberler. Aileden gördükleri bildikleri 3 yaşına kadar idare eder. Bu tip konularda destekle ayakta kalabilir insan.

Fikirsel olarak da bir kolaj var aslında…

Var. Fikirsel olarak da, teknik olarak da var.

Sergide kolaj tekniğini kullanmanızın özel bir sebebi var mı?

Var. Resim yaparken de tualde hep hacim arayışındaydım. Daha öncede minyatür sandalyeler, aynalar, demir kumları kullandım. Zaman zaman yapraklar. İkincil birtakım materyalleri boya gibi kullandım. Dolayısıyla kağıt böyle devreye girdi.

Siz seramik sanatıyla da uğraşıyorsunuz, bu konuyu onunla da anlatabilirdiniz ama kolajı tercih ettiniz…

Seramikte de anlatılacak ayrıca. Transfer yöntemiyle panolar halinde, o daha sonraki bir plan.

Bu konu devam edecek o halde?

Edecek evet. Benim yola çıkış nedenimden bir tanesi de çığlık atmaktı. Eğer attığım çığlık bir yerlerde duyulursa, ben birlikte şarkı söylediğimizi düşünüyor olacağım. Eğer senfonik bir ses oluşursa, bu beni yeterince mutlu edecektir. Ben bir nota veriyorum. Eğer toplumun başka katmanları bu sese uyumlu notalarla karşılık verirse hoş bir melodi çıkar ortaya. Bu bugünün olgusu. Ben çığlık atıyorum.

Bildiğim kadarıyla yardım dernekleriyle ortak bir çalışma da yürütüyorsunuz bu sergide…

Çocuk istismarı üzerine çalımalar yapan UCİM var, üye olduğum bir dernek. Satıştan elde edilen gelirin bir kısmı UCİM’e, bir kısmı da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine gidecek. Bu coğrafyada birtakım insanlar zaten koro oluşturup şarkı söylüyor. Çanak çömleği heykelleştirmek gibi bir derdim var. Benim seramiğim beni anlatıyor. Benim desenlerimi anlatıyor. Ayşegül de seramiklere yansıyacak. Benim sanatta bir üslubum olsun temeldeki niyet bu.

İkincil hacim kurgusu ne ifade ediyor?

Tuvalin sınırlarını zorlamaktan bahsediyorum. Derinliği daha yüzeye çıkarmak, daha görünür, dokunulabilir kılmak. Boyanın dışında bir takım materyalleri, maddeleri tuvalin üzerinde kullanmak. Yaşamın kendisini elitist kaygılardan bağımsız, tuvale taşımak.

Eserlerin üzerindeki bazı kağıtlar kabarmış gibiydi bu bilinçli bir uygulama o zaman?

Bu hataları düzeltmeme sebebim, toplumsal katmanlardaki dönüşümü yeterince ciddiye almadan yaşamaya devam ediyor oluşumuzu vurgulamak. Birbirimize yabancı hissediyoruz. Bir tekilleştirme var. Katmanlara ayırıp, bunlara sıfatlar, etiketler ya da inanç isimleri koyuyoruz. Hayatın en önemli kısmı yaşama sanatı. Biz onu pek ciddiye almıyoruz. Halbuki yaşarken birbirimize muhtacız. Eğer bir toplum içinde yaşıyorsak biz birbirimizin fırçası, incelticisi ve bezir yağı olmalıyız.  Fırça benden, ben de fırçadan verim alabilirim, diye düşünüyorum.

Bu sergiyle ilgili en büyük dileğiniz nedir?

Bu serginin şehir şehir gezip bu senfoniyi duyurmasını çok arzu ediyorum. Eskişehir, Ankara, Samsun, Bursa, Antalya… Umarım her şehirde kendini ifade etme şansı bulur.

Sizi en çok etkileyen hikaye hangisiydi bu sergide?

Var ama o Ayşegül Sergisi ile ilgili değil. Pareto etkisi isimli bir teori var. Yapıtlardan birinde gayet mükellef bir sofra var. Üzerinde de onlarca göz var. Pareto etkisi, bir sorunun önemli sebeplerini nispeten daha önemli ya da önemsiz olanlardan ayırmak için kullanılan bir analiz yöntemi, bir tür kalite diyagramı aslında. 80*20 kuralını anlatan bir şey; özet olarak ortaya çıkan etkinin yüzde sekseni, etkenlerin sadece yüzde yirmisinden kaynaklanır. Sosyolojide de, fizikte de, finansta da biraz böyle. Örnek olarak, ülkelerin yüzde seksen zenginliği nüfusun yüzde yirmisine aittir. En çok etkilendiğim hikaye dediğim yapıtım tamamen bunu anlatır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikAkademisyen Hayata Dokunabilen Kişidir
Sonraki İçerikTiyatro Yalan Söylemez
Uludağ Üniversitesi Turizm İşletme & Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif Medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi, Sosyal Medya, Kişisel Gelişim ve Tasarım Kültürü üzerine eğitimler aldı. 2009’da kendi tasarım markasını kurdu. Öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde, Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. İletişim, Tasarım, Moda ve Sanat alanındaki partnerleriyle çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alan söyleşileri yapıyor. Tiyatro ve sahne sanatları eğitimine devam ediyor. www.yazname.com ‘un kurucusu ve kreatif editörü.