Yaratım halinde olan bir yer, İstanbul.

Bienal, festival, sanat fuarı ve moda haftası… Koşturanlar, rengarenk tüller, gülümseyenler, dans ederek sıra bekleyenler ve sürekli medyaya içerik yaratanlar…

Şehrin yaratıcı sınıfı her gün bir yerlerde, renkli  bir etkinliğe katılım halinde. Bazen hepsi aynı yerde… İstanbul’da bir grup insan var ki, sürekli yaratıcı endüstrinin gelişmesine hizmet ediyor.

Yaratıcı Endüstrilerde Moda başlığını incelemeye devam ederken İstanbul Moda haftası etkinliği, sahnenin arka tarafına da dikkat etmek gerekliliğini gösteriyordu. Konuklar heyecanla sahneye ve defilenin başlangıç anına konsantre olurken, üst locada hazır bekleyen usta fotoğrafçı Mustafa Seven, arka plan yaratıcılığının da, kusursuzca işlemeye devam ediyor oluşunu kanıtlar nitelikteydi. Diğer tarafta video sanatını konuşturan bir vlogger, yazmaya hazır bir blogger ya da  defilenin her adımını günlerdir hesaplayan koreografi ekibi var. Aslında hepsi yaşamını bu değerli bilgi üretim ve  paylaşımı üzerine kurgulamış yaratıcı sınıfın bir diğer geliştirici üyesi. Amaç, yaratıcı bir içerik oluşturmak ve üretime katılarak değer paylaşımı sunmak.

Modanın görünen yüzü defileler, moda tasarımcılarının koleksiyonları sonrası şekillenen en önemli sahne etkinliği. Modacıların sektördeki önemi çok büyük elbette, peki ya arka plan oyuncuları kim? Yaratım halinde olanları da destekleyen ve sektöre değer katan sessiz isimler var. Türkiye’deki tek uluslararası koreografımız olan Ferhan Aral da onlardan biri.

Ferhan Aral

Paris Academie National Des Art‘da, Moda şovu ve sahne dinamikleri üzerine sanatsal koreografi eğitimi aldıktan sonra, Paris’te Haute Couture modacıların defile koreografilerini hazırlayan Ferhan Aral, Dünya’da uluslararası iş yapabilme yeterliliğine resmi olarak sahip 9 koreograftan bir tanesi. Yurt dışında pek çok güzellik yarışmalarının Dünya finallerinin koreografilerini ve sanat danışmanlığını da gerçekleştiren Aral, Türkiye’ye döndükten sonra kendi kreatif ajansı ile sahne şovlarının yaratım elçisi olarak sektöre değer katmaya devam ediyor.

Koreografi deyince, ilk akla gelen dans adımlarının düzenlenmesi olsa da, aslında sahneye dair her adımı hesaplayan bir yaratım işi ve adım tasarımcılığı, koreografi. Ferhan Aral ile koreograflığını üstlendiği heyecan verici Çiğdem Akın defilesi sonrası yaratıcı sektörün ülkemizdeki durumu ve moda haftasına dair fikirlerini konuştuk.

Türkiye’de ve Dünya’da Koreograflık Mesleği

“Dünyada da kreatif direktörlük çok sınırlı sayıda. Dolayısıyla  uluslararası koreograflık mesleği İtalya’da, Fransa’da ve sonra Türkiye’de var. Hindistan ve Pakistan’da da iyi koreograflar var. Uluslararası koreograf olarak 9 kişiyiz Dünya’da. Ve tek Türk benim içlerinde.”

Nasıl avantajlı bir yanı var bu mesleğin uluslararası düzeyde olmasının?

Uluslararası koreograflık işini Türkiye, yurt dışında defile yapan herkes uluslararası koreograf oldu, şeklinde algıyor. Dünyanın her yerinde çalışma izni almadan iş yapabiliyor olmak, havalimanlarında vip lounge’ dan geçebilmek ve vize rahatlığı gibi bir çok avantajı var.

Çiğdem Akın / Ferhan Aral

Sizin mesleğinizin yaratıcı dinamiği nasıl işliyor?

Koreografileri hazırlarken de yaratıcılığı sanatsal nihai kaygıyla değil, ticari nihai kaygı ile yapmak işin püf noktası.

Yaratıcı Endüstrinin en önemli parçası Moda kavramını nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında moda çok büyülü bir alan. Dünya ticaretinin en büyük kazancı malum silah ticareti, sonraki en büyük 2. potansiyel ise moda. Bu noktada değerli arkadaşım Onur Hazar’ın tespitini paylaşmak isterim. Dünyadaki her şey 3 B kuralıyla satılır. Beslenme, barınma ve birleşme. Yani seks ve yiyecek her zaman satar. Barınma da, ev, gayrimenkul ve yazlık gibi ihtiyacımız olan ve satın alması kolay olan işlerdir. Moda bunların dışındadır. Moda; hiç ihtiyacımız olmayan bir şeyi ihtiyacımız varmış gibi sunar. Aslında 30 çift ayakkabımız varken yeni gördüğümüz ayakkabıya ihtiyacımız olduğunu sanırız ama aslında yoktur. Giyinmek ve ayağınızı örtmek için değil de, yeni bir tarz edinmek için alıyorsanız modanın sihri orada demektir. Dünyanın en büyük 2. ticari sektörü Moda…

“Moda’da yaratıcılık sanatsal olmaktan öte daha ticari hedefli olmak zorunda…”

Başka türlü bu durumun devam etmesi mümkün değil. Çünkü ihtiyacımız yok. İhtiyaç olan her şey devam eder, ihtiyaç olmayan her şey durur. Moda sektörünün durmayışının sebebi, ticari hedefler güdülerek yaratıcılığa yönelmesinden kaynaklanıyor. Türkiye’de en büyük hata, bazı tasarımcılarımızın fazla sanatsal koleksiyonlar hazırlamaları sonucu uluslararası piyasada satış yapamıyor oluşu. Bu çok ciddi bir ayırım.

Tabii bunun, koreograflık yani bir koleksiyonun sahneye adaptasyonu kısmından bakacak olursak da aynı düzlemden gitmek zorundayız. Birçok koreograf meslektaşım sanatsal ve eğlenceli bir takım etkinlikler yapmaya çalışıyor ama o arada ticareti unutuyorlar. Satın almacı tarafından net bir şekilde görülmek imkanını hiçe sayıyorlar.

Sahne Sanatlarında Yaratıcılığın Formülü

“Üniversitedeki derslerimde de her zaman söylüyorum bunu, defile sahne sanatları kategorisi altındaki bir etkinliktir. Bu tamam ama diğer bütün etkinliklerden ayıran en önemli özelliği, defilenin nihai kaygısı her zaman ticaridir. Sanatın malzemelerini her zaman kullanacağız ama nihai hedef ticari olacak. İşte bu noktada yaratıcılığa geldiğinde iş, evet Türkiye’deki yaratıcılığın ticari ağırlıkta olmasında büyük fayda var.”

Dünya’da nasıl sizce? 

Tabii ki ticari, o yüzden sektör çok büyük.

Çok yaratıcı bir koleksiyon hazırlanmış ama satılmayabilir de, bu nasıl yorumlanır?

Çok büyük bir eser koyarsınız sahneye ama gişe yapmaz. Bu, o eserin kötü olduğu anlamına gelmez. Ama gişe yapması ticari bir hedeftir ki, sanatta da, modada olduğu gibi  öncelik ticari olmasıdır. Bu hataları yapmadığı sürece İstanbul Moda haftası ilerleyecektir.

Yaratıcı Endüstrilerin Türkiye’deki gelişimini nasıl buluyorsunuz?

Türkiye olarak henüz emekleme çabasında. Ama tabii ki tekstil çok büyük bir alanı kapsıyor Türk Ekonomisinde. Tasarıma baktığımızda tasarım henüz tekstil kadar ileride değil. Bizim amacımız, tasarımda tekstilin de ilerisine geçip dünyaca ünlü tasarımcılarımızın sayısının çoğalması. Bunlardan birkaç tane var elbette, Hüseyin Çağlayan ve Atıl Kutoğlu ama yetmez. Bu kadar tasarımcının arasında ki, neredeyse 100’e yakın tasarımcımız var, yeni gelen nesille beraber. İçlerinden yalnızca 5, 6 kişinin Dünya standartlarında olması ne kadar gurur verici olsa da, çok az bir sayı.

Peki 10. sezonda olan Moda Haftası bu durumu hızlandıran bir platform değil mi?

Tabii ki çok takdir edilesi, böyle bir organizasyonu her sezon yapabiliyor olmaları son derece önemli. Ama yeterli mi değil! Dünya moda takviminden hala bir gün alamadık. New York Moda Haftası bitiyor, ertesi gün Londra Moda Haftası başlıyor. Ve biz bu aradayız. O arada bize bir yer açamıyorlar. New York Moda Haftasındaki uluslararası satın almacı, o gün işini bitirip İstanbul’a gelmek yerine Londra’ya gidiyor. Halbuki bizim orada bir günümüz olsa, hiç olmazsa 2 ya da 3 günümüz olsa, işte o zaman İstanbul’a gelecekler. Belki Türkiye’deki ünlü tasarımcılarımız da satın almacılarla buluşmak için bu kez katılayım bu Moda haftasına diyebilecek.

“Moda haftasının asıl amacı bu. Uluslararası satın almacıyla, ulusal modacıyı buluşturmak.”

Buluşamazsa iç piyasa hitap ediyoruz demektir. İç piyasayla da Moda haftasının bir anlamı kalmıyor. O zaman herkes solo defilesini yapar. Nitekim tasarımcılarımız öyle yapıyor. Burada bir sıkıntı var. Onu çözdükleri zaman daha iyi olacak. Ben işin sahneye adaptasyon kısmında olduğum için, beni bağlayan her zaman koleksiyonun kendisidir. Ortaya bir koleksiyon çıktıktan sonra ben o koleksiyondan esinlenerek, hangi müziği kullanacağım, nasıl bir koreografi kuracağım,  nasıl bir davetiye hazırlanacak, nasıl bir konsept içinde bunu sunacağıma karar veriyor olacağım. Tasarımcıların sunumunu yaptığımızda onu ya yukarı çıkarıyoruz ya da olduğu kadarıyla aşağıda kalıyor. Ama tabii bütün koreograf arkadaşlarımız canla başla çalışıyorlar sektörde.

 

 Buket Şengül

PAYLAŞ
Önceki İçerikYaratıcı Endüstrilerde Moda ve Teknoloji
Sonraki İçerikBeyoğlu’nda Yeni Sanat Hikayeleri
Uludağ Üniversitesi Turizm İşletme & Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif Medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi, Sosyal Medya, Kişisel Gelişim ve Tasarım Kültürü üzerine eğitimler aldı. 2009’da kendi tasarım markasını kurdu. Öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde, Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. İletişim, Tasarım, Moda ve Sanat alanındaki partnerleriyle çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alan söyleşileri yapıyor. Tiyatro ve sahne sanatları eğitimine devam ediyor. www.yazname.com ‘un kurucusu ve kreatif editörü.

CEVAP VER