Orta Asya’dan, Anadolu topraklarına, buradan da, Balkanlara ve Avrupa’ya yayılarak diyar diyar gezen, her gezdiği yörenin şeklini alan zarif bir çiçektir lale. Nisan ayı geldiğinde İstanbul’u rengarenk saran,  Emirgan korusunda renkli görüntülere yol açan lalenin tarihsel hikayesi bugünlerde Taksim’de Cumhuriyet Galerisinde…
Türkler gittiği her yere götürdüğü bu çiçeği, toplum, insan ve doğa gerçeği ile de geçmişten günümüze taşıyarak, soyut bir kültürel miras halinde şekillendirmiş. Orta Asya’dan günümüze sanatı ve sanatçılarımızı etkilemeye devam eden bu değerli mirası, gelecek nesillere daha iyi aktarabilmek için Taksim Cumhuriyet Sergisinde yer alan ‘Lalenin Hikayesi’ sergisi, çini sanatından kumaştaki yerine, ebrudaki ahenginden, günümüzdeki kullanımına kadar lalenin hayatımızın her alanındaki varlığı sergileniyor. Danışmanlığını Prof. Dr. Gül İrepoğlu’nun gerçekleştirdiği serginin koordinatörü İsmail H. Gülal. Bu konuda uzun süren araştırmalar sonrası Lale’nin Anadolu’ya geliş ve İstanbul’da gerçek kimliğini keşfetme hikayesini bizlerle buluşturuyorlar.

Yükseklerin Çiçeği

Lalenin ekolojik olarak hangi familyaya bağlı olduğunu anlatarak başlayan sergide öğreniyoruz ki, lale zambakgilller ailesinden her koşula uyumlu bir çiçek. Koordinatör İsmail H. Gülal ile sergiyi gezerken tarihin içinde kısa ama keyifli bir lale yolculuğuna da çıkıyoruz…

“Lale Türklerle Anadolu’ya gelen bir çiçek. Hakkari – Van bölgesinde endemik bir türü var. Türkler göç ettikleri zaman soğanlarıyla göç ediyorlar. Erkekler hayvancılıkla ilgilenirken göçer kadınlar obada kaldıkları için soğanlardan kalan çiçeklerle laleler ekiliyor. Kök boyası olarak da kullanılıyor yüksek ihtimalle. Güçlü bir renk barındırıyor lale. Türkler İslamla birlikte Anadolu ve İran coğrafyasıyla beraber estetik ve kültürel bir öge olarak laleye bir takım atıflarda bulunuyor. Osmanlı döneminde ise biliyorsunuz, lale devrinde estetik bir obje olarak ortaya çıkar. Herkes bir lale ekme sevdasına kapılır. O devir tamamen anlaşıldığı gibi sefahat sürecinin yanında aslında Osmanlının Rönesans’ı sayılan bir dönem. Sonra lalenin Avrupa yolculuğu başlıyor. Önce Viyana ardından Hollanda’ya geçiyor. Bir ticari meta olarak pazarlanmaya başlıyor.”
Farsça bir sözcük olan lale, Pers mitolojisinden, tasavvufa pek çok kültüre konu olunca, diğer çiçekler arasından sıyrılıp özel bir yere konumlanıyor. İstanbul ve Türk kültürü için de vazgeçilmez olan çiçek, 2005 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ‘Öz vatanına dönen lale’ isimli bir çalışma başlatmasıyla, ilk laleleri Hollanda’dan alır.  “Kötü bir imajı var tabii lalenin bizde, tarihi iyi okuyamamaktan kaynaklı. Bir dönemi lanetli gibi adeta. Teşviklerle İstanbul, Çatalca ve Silivri’de, sonra İzmir, Yalova ve en nihayetinde büyük ekim olarak Konya’da şu anda 350 bin kişinin gelir kapısı olan bir maddeye dönüştü. 2007 den itibaren kendi topraklarımızda üretilen lale, böylece öz vatanına dönmüş oldu.”

Sergilerle lale’nin kültürel anlamını da anlatmaya çalıştıklarını ekleyen Koordinatör İsmail H. Gülal, Türkiye’de geçen yıl Tarım Expo’da, bahçecilik ve laleye ilgili çok önemli adımlar atıldığını da ekliyor. “Hollanda parayı kesme çiçekten kazanıyor. Biz soğan satıyoruz. Lale dayanıklı değil ama Hollanda onu şoklayarak bir çözüm üretiyor. Günlük süt dağıtımı gibi önemli bir konu bu aslında, lale çiçeğini bekletemezsiniz.”

Kayıp Dilber İstanbul Lalesi

İstanbul’un kendi lalesi var. Pek zarif, ince kıvrımlı, hassas, sivri dilli, kırılgan ama pek dilber… Sonunda kıymeti bilinmeyince bir şekilde ortadan kaybolmayı tercih etmiş. Soğanını kaybetmişiz. Minyatürlere konu olan laleler, aslında kayıp dilber İstanbul lalesiymiş… Serginin büyük bölümünde İstanbul lalesi işlenmiş. Kaybolan dilbere üzülürken güzel haber İsmail Gülal’dan geliyor. “İstanbul lalesi diye bir tür var. Bu tür kaybolmuş. Minyatürlerde çizilen, sivri olan, lale türü. Saçaklı bir tür. Maalesef bu soğanı kaybettik. Fakat, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi çok ciddi araştırmalar yapıyor bu konuda. Tekrar İstanbul lalesini üretebiliriz. ”

İstanbul Laleleri Turhan Baytop

Lale Öyle Her Vazoya Konulmaz 

Serginin Laledan bölümünde,  Sultan 1. Abdülhamid’in Laledan portresinden de anlıyoruz ki, Lale öyle her vazoya konulmaz. Onun için özel üretilmiş Laledan vazolarına yerleştirilir. Matrakçı Nasuh’un resimlerinde de lale bahçeleri çoğunluktadır. 18.yy başlarında Sultan III. Ahmet zamanında lale altın çağını yaşar. Lale çiçeğin her yere konu olması dolayısıyla bu dönem “Lale Devri” olarak tanımlanır. Lale gravürlerde, çinilerde, tekstilde, tuvallerde, çizimlerde, metal objelerde, silahlarda, at alın zırhlarında, mücevherlerde, müzikte, şiirde tutkuyla işlenen lale her yerdedir…

 

 

Halktan Saraya Geçen Kültürel Simge 

“Lale bir saray kültürü değildir. Lale Türk halkının öz kültürüdür. Yemek taslarında, secde ayetlerinde, nargile tönbekilerinde, şamdanlarda, hamam kurnalarında vardır. Her şey de vardır. Tabii doğal olarak sarayda’da vardır. 17.yy da, Kara Mimi tarafından basılmış kitap ve süslemelerde de yer alır.”

Sergide Anadolu’nun her yerinden toplanan objeler zaman ve mekanlarına göre düzenlendiği için tarihin içinde keyifli bir gezintiye çıkarıyor sizi. Bursa işi laleler gümüş tel işçiliğinde, kaftan ve seccadelerde göz kamaştırıyor. Dönemin Tekstil merkezi Bursa Kozahan’ın bunda payı büyük. Toplumun her katmanında zengin, fakir herkesin kullandığı bir kültür objesi olması dolayısıyla birleştirici bir kültür de yaratıyor lale motifleri. Birbirinden haberi olmayan Anadolu insanı benzer motifli laleler işliyor ayrı zamanlarda ayrı metalara…

Lale Devrinin Bilinmeyen Hüzünlü Hikayesi Saliha Hatun

“Saliha Hatun, Fatih kadısının kızı. Lale devri Patrona Halil İsyanı ile biter bilirsiniz tarihte. Ama bir de İstanbul’un pek bilinmeyen asıl gerçekleri vardır. Patrona Halil, Kadının kızı Saliha Hatuna tutkundur ve evini basarak onu kaçırır. İstanbul halkı bu duruma çok üzülür. Herkes bunu konuşur o dönemde. Kadıncağız tabii öldürülmüş.”

 

Sergide Saliha Hatuna özel yaptırılmış bir anıt replikayla, lale devrinin kapanışını simgeleyen bilinmeyen tarihimize de hüzünlü bir gönderme yapılır.

 

19-29 Nisan 2017 Taksim Cumhuriyet Galerisi “Lalenin Hikayesi”

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikÇiler Belen “SOMA”
Sonraki İçerikYaratıcılığın Merkezi Beyoğlu
Uludağ Üniversitesi Turizm-Otelcilik - Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka ve proje yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi ve Satış, Sosyal Medya, Tasarım Kültürü, Girişimcilik ve NLP eğitimleri aldı. 2009’da kendi tasarımlarından oluşan markası Lui & Luisa yı kurdu. Aynı yıl öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde Türkiye’nin önde gelen gazeteci ve akademisyenlerinden Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. Markalaşma, Tasarım, Moda ve Sanat alanlarında çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alanlarda markalaşma söyleşileri yapıyor ve bağımsız yazarlık çalışmalarına devam ediyor.