Şehrin sabah sessizliğinde  uyanıp,  yol çantamı sırtıma taktım. Artık güne hazırım gülümsemesi  verebilirim.  Bugünkü trekking ekibi daha evvelkilere nazaran biraz kalabalık. 90 kişilik bir ekiple, Uludağ’ın başka bir gizil yönüyle tanışacağız bugün. 90 yeni yol arkadaşı ve hepsinin kendi yürüyüş hikayeleri var. Neden bu insanlar sabahın erken saatlerinde hiç bilmedikleri bir doğada buluşup kendi kendine tüm gün kuş cıvıltılarıyla yürüme sevdasına düşer ki ?

Benim sebebim belli, kendi kendimle buluşuyorum, o kuş cıvıltılarının sessizliğinde. Kendimi daha çok seviyorum o yalnız, sakin düşünceli adımlarda.

Yürüyüş birazdan başlayacak. Buluşma saatinde herkes olması gerektiği gibi dakik. Rehberimiz açıklama yapıyor. Bu rehberle daha önceden yürüdüğüm için tarzını biliyorum.

Bakalım bugün ne hikayeler bekliyor bizi!

Yürüyüşümüze Uludağ’ ın Kaplıkaya rotasından başlıyoruz. Burası bizi ilerde Zeyniler köyüne bağlayan rotanın girişi. Zeyniler Köyü bu rotadan yürüyüşe başlayanların geçmek durumunda olduğu şu çok sevdiğimiz Çalıkuşu’ndaki Feride’nin köyü. Çalıkuşu romanını çok severek okumuştum vaktinde ama, dizisi de en az onun kadar etkileyiciydi. Feride’nin at arabasıyla yolu bile olmayan bu minnacık köye gelişini hatırlıyorum da, benim için gayet anlamlı bir geçiş rotası olacağını düşünüyorum.

Yürüyüş sakin, sessiz ve bol oksijenle adım adım ilerliyor. Bazıları yol kenarlarında karşımıza çıkan bitki ve meyve çeşitliliğiyle ilgili demeçler verirken, diğerleri örnekler topluyor. Doğadaki otları, çiçekleri, ağaç türlerini ve canlıları tanıyıp ayrıştırabilmek ne büyük bir bilgelik…

Yıkık dökük yollardan geçerken, ileride daha rahat görebileceğimiz Bakacak mevkini anlatıyor gezginler birbirlerine. Oldukça geniş derin bir vadi burası. Alabildiğine dağlık, yeşil  Bursa manzarası…

Rehberimiz Zeyniler köyü’ne yaklaştığımızın haberini  verirken, benim hayalimde çarşaflı bir kadın elinde gaz lambasıyla bize doğru karanlıkta koşuyor  ve  ‘Hoş geldiniz köyümüze’ diyor.

-Hoş bulduk diyorum içimden, evet geldim sonunda ziyaretinize.

Artık sadece kendimizle ve hayallerimizle baş başayız…

Zeyniler köyünden geçerken hayalimde Çalıkuşu ile ilgili okuduklarımı canlandırıyorum. Öğretmen Feride’nin bu köye geldiğinde yaşadığı zorlukları ve çabalarını düşünüyorum. Yolumuz devam ediyor, bizimkilerin durmaya niyeti yok. Rehberimiz köyün hikayesini  anlatıyor. Benim gibi hayalci değil ama. Bu köyün hikayesi  çok daha derin ve anlamlı. Hedefe kitlenmiş gibi gözüküyor ekipteki herkes. Şimdilik Feride ve Zeyniler köyüne selam çakıp yola devam ediyorum bende diğerleri gibi.

İp gibi uzanan ekibin ön kısmı dinlenmek için duruyor ilerde. İlk durağımız Uludağ’ın eteğinde küçük bir kulübe. İçeriden yüzyıllardır burada yaşamış gibi duran, Şerpa görüntülü, bol kır sakallı, güçlü bir doğa insanı çıkıyor. Herkesi  içten gülümsemesiyle selamlayıp, mütevazı bahçesinde bize ateşte demlediği  çayından ikram ediyor. Sadece bu değerli ikram için bile, sabahın erken saatinde çıkıp buralara kadar yürümeye değer. Biraz sohbet ediyoruz,  misafirperver doğa  insanıyla. Biz çok mutluyuz, onun kulübesinde olmaktan, eşsiz  doğada kırk yıl hatırlanacak bu çay ikramından…

Bu bölgeye hazine aramak için gelenleri düşünüyorum da, bizim hazinemiz bu  küçük kulübedeki  dostluktu galiba.

Ekip oldukça kalabalık olduğu için, büyük bir kısmı hala tırmanıyor yanımıza doğru. Biz çaylarımızı ve sohbetimizi bitirip, yeni hikayelere doğru yol alırken, herkesin kendi zamanı ve hikayesi olduğuna bir kez daha şahit oluyoruz.

Önümüzde ince şerit halinde bir yol var ve bir tarafı dağ, diğer tarafı uçurum. İlerde bu ince şerit halindeki  yürüyüş yolumuza dik açı duran bir at bağlanmış. Yolun tam ortasında duran bir at var ve sahibi yok.

Ekibin geçiş yolu üzerinde olan bu tek kişilik geçiş alanı, atın tam arka tarafına denk geliyor. Birisi hoş geldiniz şakası mı yapıyor, acaba diye düşünmeye başladık. Başlangıçta ne olduğunu anlamıyoruz tabii ki, yaklaştıkça korku dolu gözlerle herkes dua okuyup atın arkasından tek tek hızlıca karşıya geçiyor ve zafer çığlığı atıyor korkudan.

Rehberimiz her ihtimale karşı atın yanında bekliyor ve ‘sırat köprüsüne hoş geldiniz’ esprisi ile karşıya geçecek olanları gülümsetiyor.  Sıra bana gelince hiç tereddüt etmeden attım kendimi  karşı tarafa. Böyle zamanlarda bir an bile durup düşünmek hep kaybettirirdi sanki. Bugüne  ‘At ve tekme heyecanı’ damgasını  vurur muydu? Vurdu bile.  Sanırım bu korkuyla sabah mahmurluğumuz bile geçmiş oldu. Epey ayıldık, canlandık.

Ekip yola devam etmek yerine, diğerlerinin kurtuluş heyecanını gözlemek isteyince küçük bir öbek halinde biriktik atın başında. Dayanışmanın güzel bir örneğiydi. Herkes yalnız gelmişti bu yürüyüşe ama diğerinden de sorumluydu aslında. İşte gerçek bir ‘doğa insanı birlikteliği’ diye düşündüm içimden.

Şimdiden çok şey öğretti bu yürüyüş bana. Uzun ve sessiz yolumuza devam ederken yukarıda bizi bekleyen yeni öğretileri de içtenlikte kabul ediyoruz. Seviyorum yürümeyi, bir sırt çantam, biraz birikmiş anı, bir de ben, sanki her şeye yeteriz…

Bugünkü hedef, Uludağ’ın Sarıalan mevkisinden teleferikle  Çobankaya yerleşim noktasına çıkıp, biraz dinlenip farklı rotalardan geri dönmek. Teleferiğe azar azar binerek Vadi manzaralı yolculuğumuza başlıyoruz. Kaynana çukuru hikayeleri başladı gezginlerde. ‘Kaynana çukuru’  Sarıalan – Çobankaya arasındaki teleferik yolculuğunda, vadinin en derin bölgesine verilen isim. Gerçekten ürkütücü ve heyecan verici bir manzaraya sahip.

İleride ve dönüşte  karşımıza bir sürü Uludağ yürüyüş olasılığı ve güzel manzaralar çıkacak. Kimileri zihinlerine, kimileri fotoğraf makinelerine yükleyecek o anları. Doğadaki sessizlikten, şehrin gürültüsüne geçiş anına tanık olacağız. Bendeniz üzerine bir sürü hikayeler yazacağım. Sonra kendime ve hayata dair anlamlar çıkaracağım. O yüzden seviyorum bu yürümeleri. Bu yolun sonu yok çünkü, hep zirveye hep zirveye…

Birilerinin de dediği gibi, nereye yolculuk? Hep kendime hep kendime …

 

Buket Şengül

29 Mayıs 2011

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikBilgen Coşkun’la Moda ve Tasarımda Marka Olmanın İncelikleri
Sonraki İçerikYaşama Tanıklık Eden Günlük ”Yaznâme”
Uludağ Üniversitesi Turizm-Otelcilik - Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka ve proje yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi ve Satış, Sosyal Medya, Tasarım Kültürü, Girişimcilik ve NLP eğitimleri aldı. 2009’da kendi tasarımlarından oluşan markası Lui & Luisa yı kurdu. Aynı yıl öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde Türkiye’nin önde gelen gazeteci ve akademisyenlerinden Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. Markalaşma, Tasarım, Moda ve Sanat alanlarında çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alanlarda markalaşma söyleşileri yapıyor ve bağımsız yazarlık çalışmalarına devam ediyor.