Amerika’lı senaristlerce, stratejistler tarafından belirlenen, gezegende yaşanma ihtimali olan olaylar silsilesinde, yaşanmadan önce filmini çekme eylemine bir yenisi daha eklendi mi bilinmez ama her nedense Amerikan filmlerine başlarken bu ön yargıdan kurtulamıyorum. Arrival da bu ön yargımla bütünleşen ‘yılın en iyi filmi’ sloganına sahip olsa da, dünyanın en çok sorduğu soruya alt zemin hazırlıyor ve zamanın sonsuz şimdilerinde uzaylıların sanatsal diline yolculuk yaptırıyor…

Uzaylılar Gerçek mi?

Bu soru çoğunluğun ilk ve en temel sorusuyken Arrival bu soruyu biraz daha kabul görmüş fikir düzlemine taşıyarak, ‘Uzaylılar bize ne söylemeye çalışıyor’ sorusu üzerine yoğunlaşıyor.

Yazarak anlaşabilme fikri, dilin çözümlenebilme serüveni güzel ve akıcı bir üslupta aktarılmış.

Arival, bizim sitemizin de yazan, yazdıran, dili kullanma gayreti haline bir miktar katkı sağlayabilecekse, burada da konuşulmalı diyerek, konuyu işin meraklısına sormaya karar veriyoruz.

Kendi sitesinde sinema eleştirileri yazan Reklam yazarı Ömer Ceran’la Arrival üzerine keyifli ve hızlı bir sohbet gerçekleştirdik.

Filmde beni en çok etkileyen, takılı kaldığım sahne, Dr. Louise Banks ‘in öğrendiğimiz her yeni dilin düşünce şeklimizi de değiştireceğini söylediği sahneydi…

Filmin bu bölümü seni de etkiledi mi ?

Ben bu cümleyi filmde ilk duyduğum anda filmin kilit cümlesinin bu olacağını düşünmemiştim. Dilin düşünce yapısındaki etkisini Zen Budizm’i araştırırken fark etmiştim.

Taoizm ve Budizm gibi birlik esasına dayanan öğretiler Çin kaynaklı. Birlik derken yapan ve yapılan, özne ve nesne ayrımının olmadığı bir düşünceyi kastediyorum.

Bu düşüncelerin Çin’den çıkması tamamen Çinceyle ilgili. Bildiğim kadarıyla Çincede, batı dillerindeki gibi bir özne-nesne ayrımı yok. Cümlenin yapısı gereği yapan ve yapılan aynı şey olabiliyor.

Arrival filminin sende bıraktığı etkiyi tam olarak nasıl anlatırsın?

Finali şaşırttı beni. Kadının ne yaşayacağını bilip de yine onlara sıkıca sarılacağından bahsetmesi, bunları değiştirmek istememesi hoşuma gitti. Tasavvuftaki anlayış bir adım ileri taşınmış. Bu yeni bir şeydi. Böyle bir final beklemiyordum. Filmi finalinden dolayı beğendim.

Arrival’ın diğer bilim kurgu filmlerinden farkı ne bu durumda?

Felsefi bir açıdan yaklaşıyor konuya. Uzaylı filmlerinin hiç değinmediği bir alana değiniyor. İletişime… Ziyaretçiler beklediğimiz uzaylı tipine uymuyor bu da bu film için bir ilk sanırım! Uzaylıları tam olarak göremedik gerçi ama koca kafalı ince vücutlu uzaylılar görmememize sevindim.

Arrival ‘da zaman olgusu değişken ve izleyiciyi farklı zamanlarda yolculuğa çıkarıyor. Bunu nasıl yorumladın? 

Budizm’de zamanın sonsuz şimdilerden oluştuğu, geçmiş ve gelecek kavramlarının olmadığı bir bakış açısı var. Geçmiş ve gelecek dualite olarak görülüyor. Filmdeki zaman algısı da bu görüşe yakın.

Zamanın doğrusal olmadığı, kişinin geçmişi hatırlayabilmesi gibi geleceğini de hatırlayabileceğine değinilmiş.

Sitende biraz bahsetmişsin. Arrival fimi ve Tasavvuf anlayışı arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsun? 

İzlerken dikkatimi çekmişti. Finalin buna bağlanması hoşuma gitti. Hatta bir adım ileri de taşınmış.

Tasavvuf anlayışı karşılaşılan her olayı misafir olarak kabul eder ve onların iyi ağırlanmasını savunur. Burada neyle karşılaşacağımızı bilsek ve bunu değiştirme imkanımız olsa ne yapardık sorusu önemli. Film burada değiştirme imkanımız sanki yok gibi davranmamızı öneriyor.

İzlerken sen de uzaylıların dillerini çözebilmek istedin mi?

Valla hiç düşünmedim. Aynı dili konuştuğumuz insanlarla bile anlaşamıyoruz o yüzden farklı dili çözmek ilgimi çekmedi.

Uzaylıların dillerini ekrana yansıtma şekli çok sanatsaldı, sanki ebru mürekkebi ile ekrana süsleme yapılıyor hissine kapıldım. Sendeki etkisi nasıldı o sahnenin? 

 

Evet benim de dikkatimi çekti. Oldukça iyi çalışılmış bir sanat yönetimi var. Film bu açıdan bile diğerlerinden ayrılıyor.

Filmde ‘Neden buradalar?’ sorusunun cevabı aranıyor. Davetsiz gelen uzaylılara senin sorun ne olurdu?

Neden şimdi olabilir.

Tüm bunların neticesinde dil ve zaman ilişkisi hakkında neler söylersin?

Zamanın bizim yarattığımız mutlak olmayan bir kavram olduğunu düşünürsek dilin bunu şekillendirebileceği oldukça orijinal bir düşünce.

 

Buket Şengül – Ömer Ceran

Söyleşi / Ocak 2017

PAYLAŞ
Önceki İçerikBOLES
Sonraki İçerikÇay Kuarteti
Uludağ Üniversitesi Turizm-Otelcilik - Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka ve proje yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi ve Satış, Sosyal Medya, Tasarım Kültürü, Girişimcilik ve NLP eğitimleri aldı. 2009’da kendi tasarımlarından oluşan markası Lui & Luisa yı kurdu. Aynı yıl öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde Türkiye’nin önde gelen gazeteci ve akademisyenlerinden Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. Markalaşma, Tasarım, Moda ve Sanat alanlarında çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alanlarda markalaşma söyleşileri yapıyor ve bağımsız yazarlık çalışmalarına devam ediyor.