“Eğer Charlie Chaplin anne ve babasının ölümünden sonra kimsesizler yurdunda yaşadığı acılarla karşılaşmasaydı, dünyanın en büyük mizah adamını kazanamıyor olacaktık… Bazı şeyleri anlık değerlendiriyoruz. Ama onların uzun vadeli kazanımları mutlaka vardır. Karşılaştığımız engelleri dünyanın en büyük felaketleri gibi algılayabiliyoruz. Halbuki, içimizdeki yetenekleri ortaya çıkarıp çoğaltacak en değerli güçler oralarda saklı.”

Kahraman Sadıkoğlu

Gülcemal gemisiyle yola çıkan bir Anneanne, tarihi yat Savarona’yı kurtaran ve ilk kez iki katlı otobüsü Türkiye’ye getiren bir dayı, çağdaş sanatın Türkiye’deki öncülerinden bir anne, iş dünyasında başarılı bir baba, ailenizin en değerli parçalarını oluştursaydı, bu ülke için neler yapardınız?

Kim bilir belki de, IF Hazır Giyim Fuarına İtalyan Moda Federasyon başkanının ilk kez getirilmesine aracı olurken, iş dünyasının hayal sınırlarını genişletebilir,  2003 yılında Yaratıcı Çocuklar Derneğini kurarak, TED x konuşması sonrasında “yaratıcılık” kelimesinin TDK da doğru şekilde yer almasını sağlayabilir, pek çok STK’yı destekleyen bir kadın yada birey olarak, çocukların, kadınların, sanatın, kültürün ve nihayet ülkenin yaratıcı gelişimine değerli katkılar sunabilirdiniz…

Tıpkı Didem Çapa gibi!

Önemli şeyler yapma duygusu ile sınırsız düşünmeyi ailesinden öğrenen yaratıcı bir kadın olup,  hayata keyifli renkler katmayı denerdiniz belki de! En önemlisi de tüm bunları yaratırken kendinizle ve yaptığınız işlerle sonsuz mutlu olabilmeyi başarabilmeniz olurdu…

“Çocukluğumdan beri Sivil Toplum Örgütleri için çalışılması gerektiği bilincine sahiptim.”

Yaşadığı bu iklimin bir şans olduğunu düşünen Didem Çapa, birçok çocuğun da, bu şansa sahip olması gerektiği  fikriyle, Yaratıcı Çocuklar Derneğinin ilk tohumlarını atıyor. Aslında çocukları farklı alanlarda önemli sanatçılarla buluşturarak onlara sanatın ulaşılmaz bir şey olmadığını anlatmak, kendi içlerindeki yetenekleri keşfetmelerini sağlamak istedim. Tabii bu derneği kurduğumuz zaman amacımızın önceleri anlaşıldığını söyleyemem. Senelerce hiç destek görmedi dernek…”

Vuslat Sadıkoğlu

Anneanne, Vuslat Sadıkoğlu vaktiyle birçok STK ile işbirliği içinde çalışan, Türkiye’nin gelişimi için STK’ların aktif rol alması gerektiğine inanan, örnek model olunca, torun Didem Çapa bu bayrağı cesaretle devralıyor. Yaratıcı Çocuklar Derneğinin yönetim Kurulu Başkanı Didem Çapa, Antik kentlere katkı sağlayan EPOS 7 derneği kurucusu ve eski başkan yardımcısı, TİKAD üyesi, Çocuk ve Haklarını Koruma Derneği destekçisi ve Sanat Seninle Derneği onursal başkanı. Sanatçı ve edebiyatçılarla geçen, şanslı çocukluğunun bir benzerini de günümüz çocuklarına yaşatmak amacıyla 2003 yılında Yaratıcı Çocuklar Derneğini kuruyor.

“Bazı şeylerin iyi olması için kendinizin iyi olması yeterli olmuyor. Ancak hep birlikte mutlu olabiliriz. Birileri aç ve susuzsa siz kendinizi daha iyi hissedemiyorsunuz. Dolayısıyla çocukluğumdan beri önemli şeyler yapmak duygusu vardı içimde.”

Sanayici bir baba ve galerici bir annenin kızı olarak büyüyen Didem Çapa’nın çocukluğu Maçka Sanat Galeri’sinde, Can Yücel, Mengü Ertel, Ara Güler, Fahrelnissa Zeid gibi sanatçılar arasında geçmiş. “Sanatı ve sanatçıları tanımanın çok büyük bir ayrıcalık olduğunu fark ettim. Başka çocukların da bu duyguyu yaşaması için çocukları sanatla, sanatçılarla buluşturan çalışmalar yapmak istedim. Bence dünya sanatla güzelleşiyor. Dünya’da barış ve mutluluk isteniyorsa bu ancak insanların birbirini anlaması ile sağlanabilir. Sanat bir ifade biçimi olarak bunu sağlamanın en güzel şekli…”

Sorgulayan bir çocuk dünyada fark yaratan bir deha olabilir.

Didem Çapa’nın 3 sene evvel yaptığı TEDx sunumunda, eğitim ve yaratıcılığın önemi konuşmasından sonra Türk Dil Kurumuna “yaratıcılık” kelimesinin karşılığı yerleşir.

“Yaratıcılık sözünün Türk Dil Kurumunda karşılığı yoktu. İlk zamanlar bu kelimeyi kullandığımız için tepki bile aldık. Aslında biz creator (yaratıcı) demiyoruz, creativity (yaratıcılık) diyoruz. Ters algılanabiliyor. Bütün dernek ve vakıflar ilk sıralardaki çocukları destekler ve aslında onlar bu sistemde en iyi ezberleyenler ve not tutanlardır. Oysa incelemelerim doğrultusunda gördüm ki, dünyada fark yaratan kimliklerin okul hayatı ile sorunu vardı.

YÇD Bilim Yarışmaları

Örneğin, Einstein, Edison, Newton, Fornassetti, Beethoven, Robert Gaddard, Steve Jobs gibi kimlikler sorgulayan ve sınırlı düşünmeyen insanlar. Biz eğitim sistemimizde ezberlemeyen çocukları sistemin dışına itiyoruz. Tabii, sınır tanımayan çocukların da, bir kısmı deha olarak yükselirken, diğerleri sınır tanımamazlıkta suç işlemeye kadar gidebiliyor. Çocukları yetenekleri doğrultusunda iyi yönlendirmek gerekiyor. Biz herkese değer vererek büyüdük. Belki de Türkiye’nin eksiği bu. Aferini, takdiri çok az bir ülkeyiz. Yaratıcılık bizim için de, dünya için de çok gerekli. Bugün her alanda, yaratıcı gücü ve yaratıcılığını iyi kullanan ülkelerin ekonomilerinde fark yarattığını görüyoruz. Örneğin Samsung, Kore ekonomisinin büyük bir kısmını oluşturan en etkili marka. Yaratıcı kimlikler, bu firmaların dünya üzerinde yapacağı atılımlara ön ayak oluyor.”

Yaratıcılık odağında, Çocuklar ve Kentler Projesi

“Sadece teknoloji alanında değil, bizi daha mutlu ve daha iyi hissettiren müzik, resim ve gördüğümüz şeylerin odak noktası yaratıcılık yine. Yaratıcılığın hepimizi paradan daha çok mutlu eden ve değerli hissettiren bir şey olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle her sene farklı alanlarda yarışmalar yapıyoruz. Onlara katılan çocukların çok yönlü gelişimine katkı sağlıyoruz. Daha çok Anadolu genelinde çalışmalarımız “Çocuklar ve Kentler” olarak Ohal başlangıcına kadar devam ediyordu. Edirne, İzmir ve Gaziantep’te üç farklı uygulama yaptık. Çeşitli sanatçılar geldi ve orada kültürel ve tarihi mekanları kullanarak, kentin yapısına uygun çalışmalar hazırladık. Örneğin, Edirne’de barış heykeli var. Tüm yarışmalarda barış teması işleniyor. Şairler, sergiler hep o temaya yönelik hazırlanıyor. İlhan Koman yaşamış örneğin orada. Onun anısını, kentin kendi değerlerini yaşatacak şekilde pekiştiriyoruz. Farklı kentlerden çocukları buluşturarak, her şeyin birbiriyle buluştuğu kültürel bir iklim yaratıyoruz. Onun dışında Türkiye’ye gelen yabancı sanatçılarla çocuklarımızı buluşturuyoruz. Farklı ülkelerin sanatçılarıyla atölye çalışmaları yapma imkânı buluyor çocuklar. Norveçli seramik sanatçılarıyla seramik yaptılar. Danimarka’da çocuk olmak deneyimini yaşıyorlar. Bizi buluşturan sular ve balıklar var. Kalkmak ve konuşmak serbest.”

Keşif Dünyası

Hepimiz Yazar, Ressam ya da Heykeltraş olabiliriz. Tek eksiğimiz istemek!

“Belli bir imkan tanındığı zaman çok güzel işler çıkabiliyor. Atölyelerde çocuk seçiyor kiminle çalışacağını. Öğrenerek ve eğlenerek biz de gelişiyoruz. Biz çocuğun başarısında ailenin çok etkin bir rol aldığını gözlemledik. Kaçınılmaz bir şey bu. Ama bu her zaman sağlanamıyor tabii. Şu an Türkiye genelinde her ilden çalıştığımız çocuklar var. Aktif olarak sene başında tüm yarışmalarımızı tüm illere duyuru ile gönderiyoruz. Her insanın başarılı olabileceği bir alan muhakkak var. Mutsuz insanlar kendilerindeki bu başarıyı keşfedemeyen insanlar. İstersek seçtiğimiz her alanda başarılı olabiliriz. Genellikle başarılı ve yaratıcı insanların hepsi cesur ve eleştirilmekten korkmuyorlar. Risk alabiliyorlar. Cesaret yaratıcılığın ayrılmaz bir parçası.”

Formülü var gibi yaratıcılığın…

“Evet var. Cesaret, risk alma, vazgeçmemek! Hata yapmaktan korkmamak, istemek. Yaratıcı insanların hepsi çok zorluk yaşayıp yine de vazgeçmiyorlar. Mesela 999’uncu deneyin sonunda ampul bulunuyor. Yaratıcı düşünce üzerinde çalışmalar yapmak epey zamanımı aldı. Birçoğumuz hala farklı şeyleri yapamıyoruz. Yapılmış şeylerin içinde kalıyoruz. Mesela ışıklı ya da renk değiştiren şemsiye düşünüyoruz da, bunun yerine şu an olmayan ve en az şemsiye kadar faydalı başka ne yapabiliriz diye düşünmüyoruz. Çocukken hep puzzle yapardım. Parçalara bölerek düşünme yetim oradan geliyor. Yapmak istediğim çok şey vardı ve parçalara bölersem daha doğru ve kolay yönetebilirim diye düşünürdüm. Etkinliklerimizde de yaratıcı düşünmeye devam ediyoruz. Bilim yarışmalarını Samsung ile, kimya atölyelerini Henkel’le, fotoğraf yarışmalarını Rönesans Holding’le sürdürdüğümüz çalışmalarla bir bütünü yönetiyoruz. Mesela sergiyi asacak duvar yok. Suyun üzerine kurduk sergimizi, yüzen gemiler şeklinde. Çoğu kez kendi kalıplarımızın içinde kaldığımız için sorunlara çözüm bulamıyoruz. Duvara asamıyorum peki nereye asarım?, diye düşünmek gerekiyor. Asılacak tek yer duvar olmayabilir. Hatta farklı sergileme alanlarını böylece keşfediyor olabiliriz. Yaratıcı düşünme şeklimiz farklı sorular sorarak gelişiyor.”

Hayatın her anını yaşam dolu ve heyecanla yaşamak… 

Konsolosluk Dinletileri

“Yaratıcı düşünmenin, hayatımın her alanına olumlu yansımaları oldu. Çocukların sınırsız düşünme şeklinin bunda önemli bir payı var. Çocuklar daha eğlenceli. Daha yaratıcı. Çocuk kalmayı unuttuğumuz için yaşlanıyoruz. Çocuklar sıkılmaz ve sürekli anlamaya, kavramaya çalışır. Büyüdükce her şey tanıdıklaşır.  Biz anlamaya çalışmaktan vazgeçip rutinler içine girdikçe, yıllar çocukluk günlerimizden daha hızlı ve eğlencesiz geçmeye başlar.  Bu nedenle içimizdeki çocuğu saklamamız gerektiğine inanıyorum. Hayatın her anını yaşam dolu ve heyecanla yaşamak için beş duyumuzu da kullanmaya çalışmalıyız. Duyularımızı kullanmayı unuttuk. Yaşadığımızı fark etmiyoruz. Ben şahsen eğlendiğim şeyleri yapmaya çalışıyorum dolayısıyla hiç yorulmuyor ve sıkılmıyorum. Sevdiğim ve eğlendiğim insanlarla birlikte oluyorum. Değerli dostlarla paylaşarak, öğrenerek, güzellikleri çoğaltarak yaşıyoruz. Bence mutlu olmanın ilk şartı sizi mutsuz eden şeyleri hayatınızdan çıkarmak.

Mesela Japonya’da eğitimin ilk 10 yılında imtihan yok. Korku yok, endişe yok. Sadece sevmeyi, ülkesini, değerlerini ve 5 duyusunu öğrenmeyi öğretiyorlar. Bir metin geliyor. Buradan kaç soru çıkarabilirsin diye soruyorlar. Doğru soruyu sormak başarı getiriyor. Finlandiya’nın eğitim modelinde ülke değerlerine bakarak, ülkesinin ihtiyacı doğrultusunda eğitim veriliyor. Eğitimde öncelikle, kendi yeteneklerini farkında ve mutlu çocuklar yetiştirmeyi esas almalıyız.”

Didem Çapa

Yaşamı tasarlayanlardan mısınız?

Evet, aslında bu razı olmamak. Öğrenmeye daima devam etmek, hayatın içinde rastladığın her şey gibi olabilmek, su gibi olabilmek, su taşa rastlasa da akmaya kenardan devam ediyor ve bakıyorsunuz okyanusları oluşturuyor. İnanmak tüm engelleri kaldırıyor. Çocuklukta sahip olduğumuz sınırsız düşünme yeteneğimizi bozmadan yaşamayı başarmaktan yanayım. En dipte sevgi dolu olmak, engellenmeden büyümek, karşılaştığımız zorlukların bizi geliştirecek unsurlar olduğunu unutmamak gerekiyor. 2010 yılında ‘Çocukların İstanbul’u’ projesini yaparken, hayalimde ‘Çocukların İstanbul’u’ diye gezen otobüsler hayal ettim. Ondan sonra da hayal ettiğim her şey gerçekleşti. İsteyince her şey oluyor.

“İnsanlığa Armağan Ayasofya”

Nasıl bir projeydi?

Çocuklara İstanbul’u sorgulattık. Nasıl bir İstanbul hayal ediyorlar? Miniatürk’de ve İş Sanat’ta sergiler ve sahne performansları yaptık. Onların İstanbul hayallerini, düşüncelerini hayranlıkla izledik. Onların düşünce ve hayallerini ifade etmelerine fırsat vermek lazım. Çocukların odaları kendilerine sorulmadan tasarlanır ama onlar bambaşka şeyler düşlüyor. Teknolojik donanımlı işler istiyorlar, onu da gördük. Çocuklar için bir ajanda tasarlayacaktık yıllar önce, sorduk nasıl bir ajanda istersiniz diye, şimdi kullandığımız tabletleri tarif ettiler ve bizden ileriydiler. Onların beklentilerini karşılayacak teknolojiye sahip olmadığımız için ajanda yapmaktan vazgeçtik. Sonra tabletler icat edildi. Düğmeye basacağım ve müzik dinleyeceğim, resimlerimi göreceğim diyor çocuk. Hayal gücü sınırsız ve engeli yok. Onlar geleceği görüyor.

Birçok şeyi olmayacağını düşündüğümüz için istemiyoruz…

“Kendi değerlerimizi fark edebilsek. Rıfat Özbek İngiltere Kraliçesini giydirebilecek noktaya geldi. Ama Biz Rıfat Özbek’i dünyaya hak ettiği gibi tanıtamadık. Rahman Altın ile uluslararası konserler düzenleyemiyoruz mesela. O kendi başına dünyanın ilk 10 bestecisi arasında yer alıyor. Müziklerini yaptığı Ironman filmini milyarlar izledi. Onlar dünün yaratıcı çocukları. Bu örnekler gibi daha niceleri var. Onlara sahip çıkarsak yenileri de yaratıcılıklarını kullanarak dünyada fark yaratmak üzere yetişmek isteyecek. Bu örnek modellerin artması çocukların gelişimine de katkı sağlayacak. Anneannem hep insana yapılan yatırım en büyük yatırım derdi, ben de ona inanıyorum. Bizi mutlu eden tek şey oluşturduğumuz anılarımız. Bu olmadığı sürece neye sahip olduğumuzun pek bir önemi yok.”

 

 

Buket Şengül

 

 

 

 

 

 

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikYaratıcılıkla Yaşamak
Sonraki İçerikYaratıcı Endüstrilerde Moda ve Teknoloji
Uludağ Üniversitesi Turizm-Otelcilik - Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka ve proje yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi ve Satış, Sosyal Medya, Tasarım Kültürü, Girişimcilik ve NLP eğitimleri aldı. 2009’da kendi tasarımlarından oluşan markası Lui & Luisa yı kurdu. Aynı yıl öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde Türkiye’nin önde gelen gazeteci ve akademisyenlerinden Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. Markalaşma, Tasarım, Moda ve Sanat alanlarında çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alanlarda markalaşma söyleşileri yapıyor ve bağımsız yazarlık çalışmalarına devam ediyor.