Önceleri akıl ve mantıkla ilerlerken son yıllarda duygularımızı da içine alan, hayalden beslenen, uygun ortam bulamazsa ortalara çıkmayan bir kavram, yaratıcılık. Kimilerine göre bağlantısız görünen şeyleri birbirine bağlamaktır.  

Yaratıcılığın olmazsa olmazları mı var? Yaratıcı olunmaz, doğulur mu? Peki ya sonradan yaratıcı olmak istersek neleri göze almalıyız? Yaratıcı bir zihne sahip olmak ne sağlar?  Tüm bu sorular ve belki de sorunlar,  yaratıcı endüstrinin değer yaratan bireylerinin çoğunlukla cevaplaması gereken sorular.   

Yaratıcı bakış açısı belli sektörlerin tekelinde gibi gözükse de, tüm mesleklerde hatta hayatın her alanında geçerli. Yapılan araştırmalar, yaratıcı bakışın %80 öğrenilebilir olduğunu söylüyor. Azalmasında ise eğitimin ve çevrenin önemli bir pay var.

Yaratıcılığın özünde kendini ifade etme ihtiyacı olduğunu düşünen ve yaratabilmenin halleri üzerine  kafa yoran reklamcı Kayhan Yavuz, Man Ajans, Y&R, Yorum gibi pek çok kreatif ajansta yaratıcı yönetmenlik yapmış, kendi deyimiyle kültür tasarlayan bir  reklam yazarı.

“Yaratabilmek başka bir şey, yaratıcılıkla yaşamak, hayatını yaratarak sürdürmek başka bir şey. Herkes ister bunu ama herkes cesaret edemez…” sözüyle kreatif bir zihin olmanın nice hallerini, yaratıcılığın nasıl bir trend olduğunu ve geleceğe dair yaratıcı yazarlık modellerini açıklıyor.

İnsanları yaratıcı olmaya iten şey dönemsel bir ihtiyaç mı?

Yaratıcılığın özünde kendini ifade etme ihtiyacı var. Bir de kanallar arttı. Şimdi o yapıyorsa ben de yaparım diyor. Eskiden yazmak, çizmek çok maliyetli işlerdi. Paul Auster, 45 yaşına kadar sefil yaşamış ama ben başka işte çalışmayacağım kararını çok genç yaşta vermiş. O anlamda Paul, radikal bir adam. 45 yaşında milyarder olmuş biri. Bunu planlamamış ama. Geriye dönüp düşünmek çok kolaydır. Paul Auster‘in yerine koy kendini. Belirsizlik eskiden çok sertti. Şimdi 100 bin takipçiyle bile para kazanma ihtimalin çıktı. Dolayısıyla eskisi kadar ürkütücü değil.

Kendini ifade etme ihtiyacı insanlarda had safhada…

Kanallar çok açık. Çok daha cahiliz. Cesaret etme konusunda daha arsız durumdayız. Ben her hafta kitap yazmak isteyen birine denk geliyorum.

Dünyada en tehlikeli şeylerden birisi fikir aramaktır, diyorsun…

Fikirler aranarak bulunduğunda çiğ olur. İnsanın içine doğması lazım. Fikir aramayı dinlemekle buluyorum ben. Senin hayatının fikir olması gerek. Sen bir madensin her kazmayı vurduğunda bir fikir dökülmeli. Fikir aramaman lazım. Maden olmaya çalışmalıyız. Yaratıcılıkla yaşamak dediğimiz şeyler biraz böyle şeyler. Hayatta ilişki kurma biçimin farklılaşıyor. Bir de şu var bir şeyi yazmaktan çok göstermek için çabalamamız gerekiyor şu an. Öyle bir zamandayız. Onun görünür olmasını sağlamak kendi başına bir iş haline geldi. Müzik endüstrisinde Spotify gibi, yazıda da Amazon.com’da oldu bu örnek. Büyük yayınevlerinin Outdoor yapması gerekmiyor. Can yayınlarından, Metis’den ne çıktı diye zaten herkes bakıyor. Ama onların da çabalaması gerekiyor tabii. Yandan açılan kitapları yaptı şimdi can yayınları. Don Kişot’u yandan okuyorsun.

Yaratıcılıkla Yaşamanın Boyutları

Herkes kendi takip ettiği ve esinlendiği insanlardan konuşur ya benimkiler daha çok ortada görünmeyenler. Milan Kundera, Patrick Süskind. Bunlar hayatta röportaj vermeyen adamlar belki 2 tane röportajı vardır, o da yıkılıyor, yani 10 kere okursun. Seinfield artık çekilmiyor halâ 50 kere izliyoruz!

Şunu söylemek istiyorum, hayatı tuval gibi görmek başka bir şey. Yaptığın her şeyde, ilişkilerinde, dünya görüşünde yaratıcılığı görmek başka bir şey, böyle bir görme felsefesiyle yaşamayıp yaratıcı bir işle uğraşmak başka bir şey. İkisi arasında çok fark var.

Gerçekçilikten uzaklaştıran bir şey mi bu durum, yaratıcı olma hali?

Tersine bence çok gerçekçi bir şey.

Hayal dünyasından beslenmez mi insanlar?

Larger than life, diye bir tabir vardır. Her şeyin planda olması gerekir. Olduğu gibi göstermek bile planlı olmalı. Böyle filmler vardır mesela, Godard’ın filmlerini hatırlayalım, adam döner ve kameraya konuşur ve sinemanın yarattığı o ilüzyonu böler. Aşırı gerçekçi bir jesttir ama aynı zamanda çok kurgu bir harekettir. Her ne yapıyorsan gördüğünü kağıda ya da filme aktarmak yetmez. İçerik tamam da, orada form meselesi de var.

Yaratıcılık iki temel ayağı olan bir yapıdır!

İkisinden biri yetmez. Ya form olarak ya da içerik olarak ‘larger than life’ olmalı. Form ve içerik olarak normal dışı, arttırılmış bir şey yapman lazım. Bu da bir methiyedir, zanaattır aynı zamanda. Form işi bir bilgi gerektirir. Bazen bunu içgüdüsel olarak da yapar insanlar. Rahmetli Metin Kaçan’ın ağır romanı böyle bir şeydir. Özgün bir form ve anlatım biçimi bulabilirsin içgüdüsel olarak ama son tahlilde o bilgi ve uzmanlaşma işidir. Müzikte de öyledir, Armoni işine ya girme ya tam gir derler. Bazen içgüdüsel olarak bu form meselesini çözsen de devamını öğrenmen gerek yoksa orada kalıyor o iş. Yaratmak işi ilerlemekle ilgili. Aynı şeyi tekrar tekrar yapamazsın. Bir sonrakinde değiştirmen gerek değiştiremezsen işin biter. Polisiye filmlerdeki gibi, ‘Senin işin bitti!’

Az önce değindiğimiz bir konu vardı, oradan uzaklaşmadan sormak istiyorum…

Bu da çok yaratıcı bir yöntem. Uzaklaşman gerekiyor. Çok önemli bir şey. Bazı insanların karanlık bir yeri vardır. Orayı aşamazsın. Kurbağa sıçraması: ‘leap frog’ deriz. Bir yer vardır oraya kadar idman yaparsın, milyon kere denersin, atlarsın ama sonunda oradan zıpladığın zaman öbür tarafa geçmen lazım. O, leap frog aşaması,  yaratıcı olmayan insanların anlamakta en zorlandığı alan. Oraya kadar herkesi getirebilirsin. Derslerde ben örnek veririm o koşulları. Ne oluyorsa son turda olur. Ben sizi son tura kadar getiririm, son turda ne olduğu ayrı bir konu. Düşünme biçimini öğretebilirsin.

Ogilvy & Mather’s Worldwide Creative Council

En sevdiğim laflardan biri “writing is rewriting.” Diğeri de, Ogilvy’nin lafıdır;  “Düşünmeyi iyi bilen, yazmayı da bilir.” Bilim kurgu filmlerindeki gibi bir karanlık çağ var, oradan sonrasını öğretemiyorsun. Onu öğretebilmen için hayatında  bir şey yapman gerekiyor çünkü. Bütün yaratıcı Outlooklar’da formu bir kenara koyarsak eğer, ortak bir taraf oluyor. O, bakma ve düşünme biçimini öğrenmekle ilgili. Belli bir seviyede yaratıcı ürünü teorik olarak herkes verebilir. Ama son tur başka bir şey. Milan Kundera olamazsın. Onları ayıralım derim. Ya da Capote…Tiffany’de kahvaltı okuduğum en iyi kitaptır. Neden sevdim, çünkü bana yazılmamış gibi geliyor. Nasıl ilahi kitapların yukarıdan indiği söylenir ya, sanki Capote oturmuş, biri ona ne diyorsa yazmış, pürüzsüz, akışkan ve el değmemiş bir metin hazırlamış. Birisi yazmamış gibi kitabı. In cold blood da dökümanter romanın ilk örneği kabul ediliyor. Bu iki kitap arasında alaka yok. Bambaşka iki roman. Gerçek bir başyapıt yazmak çok zor! Yoksa ben de 20 kitap yazmıştım.

Çok yaratıcı bir söyleşi oluyor, akışı bıraktım kendi haline hiç kontrol etmiyorum, sorular andan besleniyor…

Yaratıcılığın gerçeklikle ilişkisini sormuştun sen, hatırladım. Yaratıcılık aslında gerçekliği tanınmaz hale getirmek ve sana rağmen sana enjekte etmek. Zaten ustalık bu. “Var olmanın dayanılmaz hafifliği” sence gerçekçi bir kitap mı? Olağanüstü gerçekçi bir kitaptır. Çok sert. Ama sen bunu kitap bittiğinde hissediyorsun. Larger than life, dediğimiz de bu. Okuyucuyu ayartman gerekiyor ama okuyucu ayartıldığını anlamayacak. Okuyucunun kaçtığı şeyi okuyucuya veriyorsun. O anlamda çok gerçekçi. Henry Miller’in Secsus kitap üçlemesi vardır. Kitap bantlı çıkardı. Biraz böyle bir şey yaratmak, biraz belli etmemek. Belli ettiğinde deneyim olmuyor zaten. Has yaratıcılık gerçeği ortaya çıkarma işidir aslında…

Kitap yazanlar gerçeği anlatabilirler ama yazılarıyla yaşayanlar gerçeği ortaya çıkarırlar…

Ve onu sana kendisi bulurken yaşadığı gibi yaşatır. Okuduktan sonra sen de bulursun onu sonunda.  Sen Tiffany’i okurken, Capote ile yazarsın o kitabı aslında. Sonra da yazara sahip çıkarsın. Bunu yapmak çok zor bir şey. Başka bir level bu. Sen de hayatında harika bir fikre denk gelebilirsin. Yaratıcılıkla yaşamak hayatın bütününe ait bir şey. Boyutları var. Kitap yazmak bir uğraşı. Goddard’ın kamera hareketi etik bir meseledir mesela. Yazarlık etik bir mesele. Haneke, kritik anlarda odanın dışından çeker mesela. Etik konular bunlar.

Seni yeni bir gerçeklikle mi tanıştırıyorum yoksa sadece kitabımı mı okutuyorum!

Gerçek yazarlar kitap okutturmaya çalışmaz. Mümkünse, ilk olanı ortaya çıkarman lazım. David Gilmour’un  “Film klübü” de  çok içten ve samimidir. Ama mahareti yoktur yazarın. Bir deneyim anlatıyor orada. Bu şunun gibi, Imagine şarkısı çok güzeldir ama Beethoven yazabilir miydi acaba? David Mamet’in “True or False” kitabını, hayatını yaratıcılıkla kazanan herkese tavsiye ederim. Kitabın mottosu; hiçbir şey icat etme, hiçbir şey hor görme, ayağa kalk, sesini duyur, okuldan uzak dur!

Belirsizlikle yaşama hikayesi, yaratıcılığın en temel dinamiği!

Bunun levelleri vardır. Paul Auster’in 40 yıl yaşadığı gibi. İşin özüdür bu. Yaratıcılık, belirsizlikle yaşamayı bilmektir. Mamet bunu çok güzel anlatır kitapta. Yaratıcılığın öğrenilebilir bir şey olduğunu anlatır. Okullar hayatın kontrol edilebilir bir yer olduğunu da anlatır. Roberto Rodriges’in 10 dakikalık oyunculuk okulu vardır. 5 getirilen pozometreyle çekime başla. Geri kalan kimin umurunda?

Çocukların yaratıcılığı neden alkışlanır, Çünkü onların bir planı yoktur!  

Benim bir lafım var, birdenbire bir şeyin içinde bulmuşsan kendini, bulmuşsundur kendini!

Kreatif Yazarlık ( Creative Writing) ile kastedilen tam olarak nedir?

Kreatif writing bir pazarlama fikri. Akıllıca bulunmuş bir tabir. Kastedilen senin yazarlık potansiyelini deşifre edeceğin tuşlar. Aslında yazar olmayan fakat merakı olan insanların yazıya yakınlaşmasını sağlayan derslere kreatif writing deniyor. Kreatif writing diye bir alan yok. İngilizcede “I am creative” diye bir tabir yok bir kere.” I am member of creative departmant” demek aslında o.

Peki bu ayrım nasıl ortaya çıktı?

Bir dönem dünyadaki eğitimin paralı hale geçmesiyle yeni fikirler çıkmaya başladı. Skolastik kuralların “life times” uygulaması, 50 yaşında da üniversite okuyabilirsin. Onun açtığı yoldan ortaya çıkan bir dolu konu vardır bu şekilde. Murat Gürsoy’un yaklaşımını biliyorum bu alanda örneğin. O bir buluş ama bir sıfat değil. Bir eylem biçimidir. Düz yazı değil de, yaratıcı yazma biçimini öğretiyoruz.

Irvin Yalom da, kreatif writing kursuna gitmiş bir adam mesela. Şu işi biraz daha öğrenmeliyim ya da roman yazmalıyım dediğinde, bu kurslarda karakter yaratma vb. tarzlar öğretiliyor. Çok yazarlık tipi var. Değişiyor da. Hepsi yazar. Birkaç sene içinde “copy writer” unvanı yerine “online writer” kullanılıyor olacaktır. Ne kadar kişisel, ne kadar orijinal gibi kriterleri var bu işin.

Kelimelerle başka bir ilişki kurman gerekiyor.

Ben hep derim, Kitap yazmak kolaydır. Herkes kitap yazabilir.  Ama herkes yazıyla yaşayamıyor. Yazar olmak başka bir şey. Kitap yazmak başka bir şey. Bakıyorsun, 10 tane kitap yazmış ama yazar değil!

Nasıl bir farkı var?

Yazıyla yaşamak dediğimiz o. Aradaki fark yazıyla yaşamak. Yazmak sıfır prodüksiyon bir yaratma biçimi. Hiçbir maliyeti yok. Film, müzik gibi yaratıcı alanlar pahalı ve bir enstrüman gerektiriyor. Yazmak hemen başlayabildiğimiz bir şey.

Bu ayrıştırıcı bir şey. Öte taraftan zaten kelimelerle yaşıyorsun ama onu kağıda döktüğünde aynı şey olmuyor. Dolayısıyla o çok iyi bildiğini sandığın enstrümanı çok da iyi bilmediğini fark ediyorsunBu işi çetrefilleştiriyor büyük ihtimalle. Yazma işi bir kere herkesin yaparım dediği büyük bir trend. Mesela en yaratıcılıkla alakası olmadığını düşündüğümüz insanlar bile belli bir stille yaşamak istiyor. İnsanoğlunu konfor kesmiyor artık! Herkes sesini duyurmak istiyor. Sosyal medya herkese iletişim kurabileceği bir kanal açıyor da olsa, diğer taraftan daha baskıcı bir dünya var.

 

 

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikDoğanın Şifalı Elleri
Sonraki İçerikYaratıcı Düşünmenin Formülü Cesaret, Risk Almak, Vazgeçmemek…
Uludağ Üniversitesi Turizm-Otelcilik - Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu. Reklamcılar Derneğinde aldığı Reklam-Strateji-İnteraktif medya eğitimleri sonrası çeşitli reklam ajanslarında marka ve proje yöneticiliği yaptı. Pazarlama İletişimi ve Satış, Sosyal Medya, Tasarım Kültürü, Girişimcilik ve NLP eğitimleri aldı. 2009’da kendi tasarımlarından oluşan markası Lui & Luisa yı kurdu. Aynı yıl öykü, söyleşi ve gezi yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. 2014’de kurulan Röportaj Atölyesi’nde Türkiye’nin önde gelen gazeteci ve akademisyenlerinden Röportaj yazarlığı eğitimi aldı. Markalaşma, Tasarım, Moda ve Sanat alanlarında çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te yaratıcı alanlarda markalaşma söyleşileri yapıyor ve bağımsız yazarlık çalışmalarına devam ediyor.